Bunların hepsi dokuz yaşındaki birinin hayallerine benziyordu ama ona ne söyleyecektim,mümkün olmadığını mı?"Bak,uçan daireler diye bir şey yok,Marslılar da,Noel Baba da,öyle bir çiftlik ya da koca bulman mümkün değil," mi diyecektim?Hayallerini suya düşürecek değildim.Gerçek dünya bunu ben araya girmesem de yapıyordu.Hem zaten gerçek olması da önemli değildi.Hayallerin amacı bu değildi.Onlar sadece boğulmamak için tutunduğumuz can simitleriydi.Hayat bir okyanustu ve çoğu kişi suyun üstünde kalmak için bir hayale tutunurdu.Ben,bir köpek gibi kendi kendime yüzüyordum ama Aimee'nin can simidi çok güzeldi.Ona bayılmıştım.
Sabahın erken saatlerinde,güneş doğmadan dışarıda olmak süperdi.İnsana kendini canlı hissettiriyordu.Sıkıcı,uyuyan insanların bilmediği bir sırra sahip oluyordunuz.Onların aksine uyanık ve olanlarla olacaklar arasındaki o eşsiz anda var olduğunuzun farkındaydınız.
Tara,sesi hafife çatlayarak,"Hibir şey sonsuza dek sürmüyor,"dedi."Öyle olacağını sanıyorsun.'İşte tutnabileceğim bir şey ',diyorsun ama ellerinden kayıp gidiyor."