Babaları Kronos’u yok eden Zeus, Poseidon ve Hades üç kardeşlerdi. Zeus gökyüzünü, Poseidon denizleri ve Hades yeraltını yönetiyordu. Ölüm ile iç içe olan ve onunla anılan Hades’ten insanlar korkuyordu oysa Hades oldukça fedakâr, komik ve düşünceli birTanrı’ydı. Sadece yalnızlığa mahkûm edildiği için zamanla acımasızlaşmış ve korku duyulan bir figür haline gelmişti. Öyle ki dünyanın en değerli metallerine sahip olduğu için Zenginlik Tanrısı olarak da anılırmış.
Hades öfkelendiğinde cehennemin alevleri ahiretin ötesine dek yayılırmış. Annemin bana anlattığı hikâyeyi anımsadım. Güçlü, yıkılmaz ve kudretli bir Tanrı’nın dahi yalnızlığın esiri olduğunda ne hale gelebileceğini söyleyerek mırıldandığı hikâye kulaklarımda çınladı.
Destana göre karanlığın ta kendisi olan Hades, ölüler diyarında sadece insanları değil kendini de cezalandırmaktaydı. Soğuk ve kasvetli dünyada bir başına geçirdiği yüzyılların ardından ruhunu kaybetmeye başlamıştı çünkü çaresiz bir yalnızlığın kurbanıydı.
Bir gün ise bu durum değişmişti. Zeus ve Demeter’in kızı olan Persephone, güzelliğiyle herkesin ilgisini ve dikkatini çeken bir kadındı. Karanlıkta, ölü ruhların arasında ve bir başına olan Hades, onu gördüğü an kendisine hayran kalmıştı. Persephone yle evlenmek isteyen Hades’e Demeter’in karşı çıkması bile Hades’i durduramamıştı.
Persephone, bir gün vadide çiçek toplarken ayaklarının altındaki toprak yarılır ve o yarıktan kara atlarıyla Hades çıkagelir. Persephone’yi o daha ne olduğunu anlamadan kaçıran Hades cehennemine güzel kadın ile geri döner. Bu olaya şahitlik eden kişiler ise Persephone’nin babası Zeus ve Güneş Tanrısı Helios olur. Üzgün ve öfkeli olan Demeter tüm dünyada kızını arar. Onu bulamayarak geçirdiği günlerin ardından Demeter, Tanrıları cezalandırmak için görevlerini yapmayı