Sesi hayati ve hafif. Korkacak bir şey yok.
10/10
·208 syf.·
2026 11. kitabı
Merhaba 1000Kitap, 21 Haziran’da, Babalar Günü’nde bitirdim. Bu tesadüf bile kitabın etkisini benim için daha da artırdı. Kitabın son sayfasını kapattıktan kısa bir süre sonra babamı aradım. Babalar Günü’nü kutladım, hediyesini alıp almadığını sordum. Sesindeki o heyecanı, o çocuksu sevinci duyunca uzun süre düşündüm. İnsan bazen anne-babasını hep olduğu gibi kalacak sanıyor. Oysa zaman sessizce geçiyor ve bazı anların değeri, yaşanırken tam olarak anlaşılamıyor. Bu kitap bana en çok sevdiklerime daha sık sarılma isteği verdi. Onların varlığının kıymetini biraz daha derinden hissettirdi. Ama aynı zamanda insanın içinde başka bir kapıyı da aralıyor. Çünkü aile dediğimiz şey yalnızca sevgiyle değil, bazen yaralarla da örülü. Bizi büyüten ellerin bıraktığı izler de var, bizi hayata bağlayan sıcaklığı da. Hangisi daha ağır basıyor, hangisi daha galip geliyor sanırım bunun cevabı herkeste farklı. Bir anne olarak kitabı okurken kendimden de parçalar buldum. Çocuklarımın bana topladığı birkaç papatyanın beni nasıl mutlu ettiğini düşündüm. Çocuklardan gelen küçücük şeylerin bile insanın kalbinde nasıl kocaman bir yer açabildiğini yeniden fark ettim. Sonra babamın aldığı o küçük hediyeyi düşündüm. Belki de sevgi, çoğu zaman büyük sözlerde değil, böyle küçük ama unutulmaz anlarda saklı. Georgi Gospodinov, ölümün kaçınılmazlığına bakarken hayatın kıymetini hatırlatmayı başarıyor. Kitap boyunca hüzün hep yanı başınızda yürüyor ama bu karanlık bir hüzün değil daha çok insanı sevdiklerine yaklaştıran, onları biraz daha sıkı tutmaya çağıran bir hüzün. Özellikle babasını kaybetmiş okurların bu kitabı çok daha farklı bir yerden hissedeceğini düşünüyorum. Bu vesileyle hayatta olmayan tüm babalara Allah’tan rahmet diliyorum. Kitap bittiğinde geriye şu duygu kaldı içimde: Bir gün
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,5bin okunma
Puan vermedi·
Bir zamanlar kalbini kıran çocukluk arkadaşın yıllar sonra çıkıp senden sahte sevgilisi olmanı isterse ne yaparsın? Daisy’nin hikâyesi; papatya yaprakları kadar narin, yıllarca saklanan duygular kadar acıtan ve ikinci şansların bazen ilk aşktan bile daha güçlü olabileceğini anlatan sıcacık bir romantik komedi. Kitabın en sevilen tarafı arkadaştan aşka, sahte sevgililik temasıydı. Daisy, çocukluk arkadaşı Levi’yi sevmekten hiç vazgeçmedi. Onu kaybettiğini düşündüğü gün kalbini de geride bıraktı. Yıllar sonra Levi yeniden karşısına çıktığında ise yanında tek bir istek vardı: Sahte sevgili olmak. Ama sorun şu ki… Daisy’nin hisleri hiçbir zaman sahte olmadı. Papatya yaprakları arasında filizlenen bu hikâye; kırık kalplerin, yarım kalmış duyguların ve zamanın bile silemediği bir aşkın hikâyesi. Her sayfasında “Ya doğru kişi yanlış zamanda karşına çıktıysa?” sorusunu hissettiriyor. Bazı insanlar hayatından çıkar; ama kalbinden asla çıkmaz. Daisy ve Levi’nin hikâyesi tam da bunun kanıtı.
Papatyalar ArasındaLiana Cincotti · Martı Yayınları · 202647 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·144 syf.··
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 10:19
Ruhun patikalarında yolculuğa çıkmak isteyenler için eğitim üzerine yazılmış bir deneme. Çocukların her biri tıpkı çiçekler gibi farklı özelliklere sahip ve biricik. Bizler onlardan rengarenk tarhlar yaratabilirken onları birer çiçek mezarlıklarına dönüştürmemek adına bu çiçeklerin sesine kulak vermeli, kendi yollarını çizebilmelerini ve kendi ruhlarını bulmalarına olanak sağlamalıyız. "Karşınızdaki çocuk; bir yaban mersini, papatya, gündüzsefası, cennetkuşu çiçeği, gelincik, gök sarmaşığı ya da yeşil kanatlı yabani orkide olabilir. Hepsinin farklı ihtiyaçları, farklı hassasiyetleri vardır.” Önemli olan bu hasasiyetleri göz önünde bulundurarak davranabilmek. Onların ilgi alanına, duygularına saygı duymak, bizleri de saygınlaştırır. Çünkü; “Duygular tutkal gibidir, herkesi birbirine yaklaştırır.” Bizler çocukların üzerinde yetişkin rolünü bir gardiyan ya da yön levhası olarak değil; gölgesinde nefes alınacak bir "ulu çınar", bir "yönder" veya bir "bilge" olarak görmeliyiz. Çocuklar ve Çiçek Mezarlıkları, eğitim sisteminin çarkları arasında kaybolan çocuk ruhunu yeniden yeşertmek isteyen her öğretmenin, anne-babanın ve en önemlisi kendi içindeki çocuğu hâlâ yaşatan her bireyin başucunda bulundurması gereken zamansız bir eser. Coşkuneri bize, çocukları şekillendirilmesi gereken birer hamur olarak değil, açmasına alan açılması gereken birer kır çiçeği olarak görmemizi fısıldıyor. Yapılması gereken çok basit. Sadece yüreğinizi açın ve size güvenmelerini sağlayın. Kitapla, kasvetli çiçek mezarlıklarıyla değil rengarenk çiçek bahçelerinde sevgiyle kalın.
Çocuklar ve Çiçek MezarlıklarıTuğba Coşkuner · Cezve Kitap Yayınları · 20191,937 okunma
Papatya çaylarınızı hazırlayın !!!
10/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
Başına ne geleceğinden habersiz ormana karataç çileği toplamaya giden Elbis bir tilkiyi takip eder ve kendini canavarlarla dolu Nyxhaven akademisinde bulur. Mini minnacık bir sorun vardır. O da Elbis’in insan olması. Şimdi Elbis’in oda arkadaşı yarı elf Viktor’dan, güzeller güzeli sınıf arkadaşı siren Lenora’dan, yakışıklı ve acımasız vampir prensi Azel ve onun çetesinden… özetle tüm okuldan saklaması gereken bu sırrı açığa çıkmadan artık uyanması gerekmektedir. Ya da oradan tüymesi… Ya da insan olduğunu saklayarak uyum sağlamaya çalışması… Ama öyle kolay mı? Yazarın da dediği gibi “GÜLDÜRME BENİ.” Elbis tabii ki tüm tuşlara basacak. Siz de o tuşlara basarken çok eğlenecek ve çok güleceksiniz… Sonra ne mi olacak: KAOS! Arkadaşlık, kavgalar, esrarengiz dersler, güzeller güzeli bir tilki, mucizelerle dolu bir balo, sırlarla dolu bir kütüphane ve kaybolan arkadaşlar… Aklınızı oynatacağınız bir son !!!!! Papatya çaylarınız demli olsun arkadaşlarım :)
Kaos TanrısıD. S. Yon · İndigo Kitap · 202615 okunma
8/10
·115 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
Selam arkadaşlar, Bugünkü kitabımızın anlatıcısı küçük bir papatya olan Sim. Sim, diğer papatyalara göre daha kısa boylu olduğu için güneşi yeterince göremediğini ve hissedemediğini düşünüyor. Sürekli gölgelerin arasında kalmaktan bunalan minik papatyamız, bir gün bununla yaşamak istemediğini fark ediyor ve düşüncelerini diğer küçük papatyalarla paylaşıyor. İşte her şey de burada başlıyor. Sim’in içinde giderek büyüyen bir değişim ve büyüme arzusu filizleniyor. Güneşe ulaşabilmek için büyük bir çabanın ve mücadelenin içine giriyor. Çevresindeki papatyalar ona bunun mümkün olmadığını, başaramayacağını söyleseler de Sim hayalinden vazgeçmiyor. Tüm engellere rağmen hedefine ulaşmak için kararlılıkla mücadele etmeye devam ediyor. Peki Sim gerçekten hayalini gerçekleştirebilecek mi? Bu yolculuk ona neler öğretecek? İşte kitabın geri kalanında bu soruların cevaplarını okuyoruz. Bu kitapta en çok Sim’in vazgeçmeyen tarafını sevdim. Çevresindeki papatyalar ona sürekli yapamayacağını söylese de o hedefinden bir an olsun vazgeçmedi ve istediği şeye ulaşmak için mücadele etmeye devam etti. Sim bana göre sadece bir papatya değildi. Onun yolculuğunu okurken, hayalleri uğruna emek veren ve karşısına çıkan tüm olumsuzluklara rağmen yoluna devam eden insanları düşündüm. Bu yüzden Sim’in aslında bir metafor olarak kullanıldığını düşünüyorum. Kısa bir kitap olmasına rağmen hırs, tutku, kararlılık ve bir hedef uğruna gösterilen çaba üzerine güzel mesajlar veren, keyifle okuduğum bir kitap oldu.
Tutkunun Sessiz ÇığlığıCengiz Zıypak · Luna Yayınları · 20217 okunma
8/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
Üstesinden gelemediğimiz şeyler kitap yorumu Herkese merhaba sevgili okurlar.Bugün üstesinden gelemediğimiz şeylerin yorumunu yapmaya geldim.Öncelikle konusundan bahsedeyim.Naomi pislik nişanlısından düğünde kaçıp,pislik olan ikizinin ona mesaj atmasıyla yardıma ihtiyacı olduğunu düşünür ve bulunduğu kasabaya gider.Oradayken Tina-pislik olan kız kardeşi-arabasını ve parasını çalarak kaçar.Ardında daha önce hiç tanışmadığı yiğeni Wayley kalmıştır.Önce ne yapacağını bilemez.Parası,cüzdanı,telefonu herşeyi gitmiştir ancak yardımına kasabanın sakinlerinden biri olan Knox Morgan koşar.İlk başta her ne kadar kaba gibi görünse de daha başlardan itibaren Naomi'ye yardım eder.Her zaman ihtiyacı olduğunda yanında olur.İşler karışmaya başladığında annesini kaybettiği için ağır travması olan Knox,Naomiyi bıraksa da kalbi buna izin vermeyecektir.Öncelikle söylemeliyim ki Naomi'yi çok seviyorum.Daha ilk başlarda hemen Wayley'e sahip çıktı annelik yaptı.Bence benzersiz bir kadın.Herkesi kendisinden çok düşünmek zorunda kalması,kardeşi pislik birisi olduğu için kendisinin mükemmel olmaya çalışması çok sevdirdi kendini bana aynı zamanda üzdü.Her ne olursa olsun,birbirlerine kızsalarda Knox ile oturup konuştuklarında birbirlerini sevmeye devam etmeleri çok güzeldi.Küçük bir iyilik kadar iyi smut yazılmamıştı yani çok detaylı bir şekilde ilişkilerini öğrenemedim ama yine de hep bir arada olmalarını çok sevdim.Kapak tasarımı da aynı zamanda çok güzeldi.Knox'ın ona hep papatya diye seslenmesi çok tatlıydı :) Kısacası kitabı sevdim sadece biraz da olayların dışında olmasını ve ilişkilerini detaylı bir şekilde okumayı isterdim.Puanım 10 üzerinden 8.Eğer romantik kasaba kitaplarını seviyorsanız mutlaka öneriyorum :) İyi okumalar dilerim..
Üstesinden Gelemediğimiz ŞeylerLucy Score · Martı Yayınları · 2023681 okunma