Öyle bir an gelir ki bir mucize olsun diye beklersin.
Bazen o andaki çaresizliğine bir çıkış yolu bulmak, bazen de kaybolmuş bir umudu yeniden canlandırmak istersin.
Cinsiyet fark etmeksizin çocukluktan başlayarak, hayatımızın herhangi bir anında yaşayabileceğimiz bir andır bu.
Hayatın sürprizlerle dolu olması, umutsuzluk bataklığının içinde bir anda umudun filizlenmesi, beklenmedik güzelliklerin ortaya çıkması gibi mucize olarak nitelendirilebilecek durumlar, insanı yaşama daha sıkı bağlar.
Mucize…
Yüksek sesle kendinize söylediğinizde bile, ilk anda içinizde heyecan uyandıran bir kelime değil midir; olmasını istediğiniz, beklediğiniz şeyleri hatırlatarak…
“Mucize” kelimesi sözlük anlamıyla her ne kadar insanın sınırlarını aşan, akıl ve bilimle açıklanması zor olan, beklenmedik ve doğaüstü olayları ifade etse de insan için mucize sadece böylesine büyük olaylarda değil, günlük yaşamın içindeki küçük detaylarda da saklı olabilir bu yüzden.
Mesela; öyle bir an gelir ki hayatlarımızın içinde; gün doğumundaki renk çeşitliliği, bir bebeğin gülüşü, doğanın eşsiz uyumu, dostluk ya da aşk gibi bizi derinden etkileyen duygular da birer mucize haline dönüşüverir.
Belki de yaşamın kendisi, her anıyla bir mucize... Ne dersiniz?
Nefes aldıkça her an, yeni bir yaşanmışlığın içinde yeni bir olasılıkla karşılaşmak demek değil midir hayat?
O zaman mucize, insana kendi yaşamının büyüsünü hatırlatan ve onu keşfetmeye davet eden bir deneyimdir de diyebiliriz.
İşte hayatı yeni keşfetmeye başlayan bir genç…
Niyazi…
Günümüzden otuz beş, kırk yıl önceki zamanların lise son sınıf öğrencisi… Aklının yettiği her şeye çare bulmaya çalışan, memleket meselelerine çare arayan idealist bir genç. İşçi ve köylü sınıfına sempati duyuyor ve onların ülkeyi yönetmesini istiyor. Bir de kendisi gibi bir