“Just listen to this drivel.” And he’d proceed to read aloud something he couldn’t believe he had written months earlier.
“Does it make any sense to you? Not to me.” “Maybe it did when you wrote it,” I said.
Bazen yüreği sıkışıp, dertop olup boğazına kadar yükseliyor ve nefes almasını engelleyecek bir yoğunluğa erişiyordu. Sanki bir an daha geçerse patlayacakmış gibi hissediyordu kendini, sanki bir yanardağ oturuyordu göğsüne. Bir iç çöküntüsüydü bu.