Babamın hasta olduğunu bilen ama vefat ettiğini bilmeyen insanlardan e-postalar almaya devam ediyordum. "Umarım babanızın sağlığı büyük ölçüde düzelmiştir ve durumu artık stabildir," diye yazıyorlardı. Bir anlamda evet, durumu stabil, ölümden daha stabil bir durum yok.
Görünüşe göre her ölümden sonra, her doğumdan sonra olduğu gibi, dünya yeniden başlıyor. Öyle olaylardan sonra kişisel takvimimiz değişiyor ve yeni çağlar açılıyor. Şöyle demeye başlıyorsunuz a, bu babam ölmeden önceydi. Ya da babam hayattayken. Ya da iki yıl sonra... Kızım doğduktan sonra da böyle olmuştu. Dünya aniden ikiye bölünmüştü yeni (çocuğa ait) çağdan önce ve sonra.
Aziz Ignatius Günü sabah erkenden, Noel'den dört gün önce, saat 5:17'de babam aramızdan ayrıldı. Ailemizin kitabeler kadar kısa ve öz olan düğün ve cenaze tarihçesini -bu sessizlik notlarını- sürdürerek defterime böyle yazdım. Sonra kendimi tutamayıp keder ve acı yazdım... İnanışa göre yılın nasıl olacağını Ignatius Günü'nde eve giren ilk kişi, yani polaznik belirler. Başka bir yerde polaznik olmak üzere çağrılan babam, evden sabah erkenden ayrılmıştı.
Saat 5'te daha seyrek, daha uzun aralıklarla nefes almaya başladı. Nefes alış, bir-iki-üç saniyelik bir ara, nefes veriş, uzun bir ara, yeni bir refes alış, daha da uzun bir ara, bir-iki-üç-dört, nefes veriş ve... Başka bir nefes alış olmadı. Sabah saat 5:17'de son nefesini verdi, ne kadar da yerinde bir ifade.