Hindistan'da ay kuşu denen bir kuş vardır. Sürekli aya bakar, gözünü kırpmadan aya bakmaya devam eder. Ayın delisidir: Bir mecnundur, aya vurgundur, delidir.
Başka bir kuş daha vardır; yağmur kuşu, tek bir şeyi düşünür: yağmurun tekrar ne zaman yağacağını. İkisi sevgilidir.
Kabir şöyle der: Sen de böyle, ay kuşu ya da yağmur kuşu gibi bir sevgili olmadıkça, O'nu bulamazsın. Bütün varlığın tek bir şeyle dolana kadar -tek bir özlem, sevgiliye duyulan özlem- O'nu bulamazsın. Özlem kesin ve tam olduğunda, aniden O oradadır. Esrik flütün sesini duyacak, fitilsiz ve yağsız yanan lambayı görecek ve çiçek açan nilüfer çiçeğini göreceksin. Tek bir nilüfer çiçeği süreci tetikler ve bütün varoluş sadece nilüfer çiçekleri ve nilüfer çiçekleri haline gelir ve bütün varoluş ilahi olanın rayihasıyla doludur.
İyi de ne zaman? Tıpkı ay kuşu gibi, Tanrı'ya özlem duymak zorundasın. Yoğun bir niyet, büyük bir özlem, tam bir arzu, avuntu bilmeyen bir tutku. Öylesine katışıksız bir tutkudur ki bu, uyanırken Tanrı'yı düşünür, uyurken O'nu hayal eder, yemek yerken O'nu düşünür, yürürken O'nu düşünürsün. Hakikat bu kadar yoğun bir arayış haline geldiğinde, artık hiç kimsenin kaçırması mümkün değildir.
Tıpkı ay kuşu ya da yağmur kuşu gibi, arayan sadece ve sadece Tanrı'yı hatrında tutar.
O bir ay kuşu olur, bir yağmur kuşu olur, sadece Tanrı'ya özlem duyar. Yüreği tek bir tutkuyla yanar, tek bir arzuyu bilir. Bütün arzuları tek bir arzunun içinde yok olur, tek bir arzunun seline dönüşür.
Kalbi biri için atar, biri için soluk alıp verir, biri için yaşar. Bütün yaşamı Tanrı'ya dönüktür: hakikat arayışı, bütün arayışı, evrensel ruh arayışı. Bu kadar, arayan hatırlar ve yaşam ve ölüm çarkını sonsuza dek yok eder.
Tanrı'ya bu kadar tam bir özlem duyan yaşam ve ölümün ötesine geçer: Aşkınlığı