Çünkü biz çocukların her birini ameliyat masasına yatırır, bir kadavra gibi inceler, ihlal edilmemiş hiçbir özel alan bırakmaz ve bulduklarımızın hepsini e-okula işleriz. O masanın üzerinde korumasızca ve olanca saflıklarıyla yatarlar. Onlara dair, onların kimseye söylemek istemeyecekleri şeyleri biliriz. Onlarsa bize dair en ufak bir ipucu bile yakalayamaz.
O Satranç takımı benim hayatımı kurtardı. Oyun, ölüme direnmeme yardımcı oldu. Bana umut etmem için kafa dinginliği sağladı. Satranç takımım olmasaydı, kendi ekmeklerimi ve hatta başkalarının ekmeklerini bile yeseydim hala yaşıyor olmayabilirdim.
Bir çok doktor ve psikolog tarafından hastalık olarak tanımlanmaya başlayan doğa yoksunluğu sendromu üzerimizde korkunç izler bırakıyor. Sabırsızlık, dikkat dağınıklığı, bencillik, zorbalık, tek düzenlik, inatçılık, saldırganlık, obezite, anksiyete, huzursuzluk, tansiyon…