Zorunlu eğitim ve insanın tüm hayallerini tek bir mekana bağlaması istismarın bir başka biçimidir. Ama meşhur bir laf vardır bilirsiniz, eğer bir suçu herkesin önünde ve herkesle birlikte işlersen o artık bir suç değildir.
Güneş dahil gökyüzündeki tüm yıldızları perdeleyen ve çocukları içine attığımız rekabet denen bu amansız yarış hangi tarafın daha başarılı olduğunu değil ancak hangi tarafın daha deli olduğunu ölçmeye yarar.
Çocuklar, zamanla başlarının üzerinde vızıldayarak uçup duran ateş böceklerini kaybederler. Oysa bu ışıklar, uyuz birer baş belası gibi gözükse de bir fener gibi önlerini aydınlatır. Sorular çocuklarımızın en iyi yol arkadaşlarıdır ve çok iyi birer rehberdir.
Çocuklar sahildeki kum taneleri kadar çok soru sorar. Hem de her gün… Sorular çocukların başına, lambaya üşen ateş böcekleri gibi toplanır. Ellerinizle kovalasanız da onlardan bir türlü kurtulamazsınız. Üstelik bu uçan, minik ve parlak soruların akıllara ne zaman ve nerede geleceği de hiç mi hiç belli olmaz.
Çocuklara solucanların beş kalbi olduğunu öğrettiğimiz ama kendilerine ait bir kalpleri olduğunu unutturduğumuz sistemin adına okul dediğimiz çoktan anlamıştır.