Her zaman ve her yerde ve her şey için zaman olsaydı : Zaman harcamanın vereceği keyfe yer kalır mıydı?
Sayfa 165 - Sia Yayınevi·Kitabı okuyor
Ama yaşamak istemediğim bir başka dünya daha var: Bedenin ve bağımsız düşüncenin kötülendiği, başımıza gelebilecek en iyi şeylerin günah diye damgalandığı bir dünya. Diktatörleri, gaddarları ve katilleri sevmemizin istendiği bir dünya, ister onların kanlı çizmeleriyle attıkları adımlar kulakları sağır edercesine sokaklarda yankılansın, ister kedi gibi sessizce, korkak gölgeler halinde sokaklardan gizlice süzülsünler ve parlayan çeliği kurbanlarının kalplerine arkadan saplasınlar. Kilisede vaaz verenlerin, insanlardan bu yaratıkları bağışlamalarını, hatta sevmelerini istemeleri, dünyadaki en garip şeylerden biridir. Bunu gerçekten yapabilecek biri çıksa bile: Benzeri olmayan bir gerçekdışılık ve kendini acımasızca inkâr sayılırdı ki bu, bedeli tam bir sakatlık olurdu.Şu emir, düşmanını sev diyen șu delice, anormal emir, insanların gücünü çökertmek, bütün cesaretlerini ve özgüvenlerini kırmak ve onları diktatörün elinde hamur haline getirmek içindir, getirilsinler ki diktatörlere, gerekirse silahla, karşı koyma gücünü bulamasınlar.
Sayfa 162 - Sia Yayınevi·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Adlar, başkalarının bize, bizim de onlara giydirdiğimiz görünmez gölgelerdir.
Sayfa 155 - Sia Yayınevi·Kitabı okuyor
Gömmek, başkalarının işi; ölenin bu konuyla hiçbir ilgisi yok..
Sayfa 152 - Sia Yayınevi·Kitabı okuyor
Kendimi beğenmişlik, derdi, takdir edilmemiş bir budalalık türüdür, kendini beğenmiş olabilmek için, yaptıklarımızın tümünün kozmik önemsizliğini unutmalıyız, ki bu da olağanüstü bir budalalık türüdür.
Sayfa 151 - Sia Yayınevi·Kitabı okuyor
Başkalarının bizim hakkımızda anlattığı hikayeler ve insanın kendisi hakkında anlattığı hikâyeler: Hangisi gerçeğe daha çok yakındır? Kendi anlattıklarımızın doğruluğu o kadar kesin midir? İnsan kendisi hakkında otorite sayılır mı? Ama kafamı meşgul eden asıl soru bu değil. Asıl soru şu: Bu tür hikâyelerde gerçekle yalan arasında bir fark var mı? Dış görünüşle ilgili hikâyelerde fark var. Ama bir insanın içini anlamaya hazırlanırsak? Herhangi bir zamanda sonlanacak bir yolculuk mu bu? Ruhumuz gerçeklerin bulunduğu bir yer mi? Yoksa gerçek denen şeyler yalnızca hikâyelerimizin aldatıcı gölgeleri mi?
Sayfa 137 - Sia Yayınevi·Kitabı okuyor