Normalde roman okumayı pek sevmediğim hâlde, Nurullah Genç'in romanları çok akıcı geliyor ve hemen bitirmek istiyorum. Bu, yazarın bende ayrı bir yeri olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Bu kitap da öyle bir kitap oldu. Üniversitede farklı görüşlerde bir grup öğrencinin düşüncelerini gözlemlediğimiz akıcı bir kitap. Ana karakteri Zülküf isimli gariban ve zengin olma hayaliyle yatıp kalkan bir öğrencinin sonunda bu isteğinin onu bambaşka birine dönüştürmesini anlatıyor. Kitaba bu üzücü hikâyenin yanında bir öğrencinin bir başka arkadaşını namaza teşviki ve onunda olumlu dönüşüyle güzel bir son yazılmış. İnsanların iç dünyasını güzel bir şekilde yansıtan bir eser olmuş bu yönüyle tavsiye edilebilir.
"Gel seninle öyle bir yere gidelim ki hiçbir kötülük sızmasın oraya. Meyhane gibi, insanların beyinlerini bulandırmasın. Kumarhanede olduğu gibi insanlar haksız yere birbirlerini sömürmesinler. Kahvehane gibi birbirlerini çekiştirdikleri bir yer de olmasın. İfade ettiği manayla insanı insan yapan bütün özellikleri korumayı hedef alan bir inancı temsil edip insanların birbirlerine karşı dosdoğru davranmaları gerektiğinin öğütlendiği bir yer olsun. Öyle bir yere gidelim ki seninle, taşıdığı yücelik, her zaman bir sır gibi dalgalansın üstümüzde. Oradan ayrılırken tertemiz, oraya her dönüşte yine tertemiz olalım. Var mısın böyle bir yere gitmeye?"
İnsanımızın her biri, cevabı zor bir soru gibi zaten. Bir bilebilseler, bütün cevapların kendi özümüzde, Allahın ipine sımsıkı sarılmakta olduğunu.
Ah, bir bilebilseler.
Allahım! Müslüman halkımız neden bu hâle geldi?
Kıyametin eşiğine mi geldik yoksa? Son adımlarımızı mı atıyoruz ona doğru? Senin ipine sımsıkı sarılınca dünyaya hâkim olmuş bir millet, mukaddes emanete sırtını döndüğü için bütün çilelere kaldığını niçin anlamıyor? Bu da kıyamet alameti mi Allahım?