• Sabahtan akşama kadar zehirli havayı soluyarak ter döken, pazar günleri dışında güneşi görmeyen ve bütün bunlara sessiz kalan fabrika işçileri, muhtemelen geçmiş zamanlardaki pek çok, köleden daha kötü yaşıyordu...
  • Klasik tarzda bir kutsal kitap değil. Yahudilerin dua kitabı, bizim 'namazda okunacak dua ve sureler' kitaplari gibi bu da onların ibadetlerini yaparken kullandıkları bir kitap sanırım. Özellikle Hristiyanlar pazar günleri ayinde hep bu mezmurlardan okurlarmis. İlahi şiir tarzından 100 küsür mezmur var kitapta. Genel olarak Davud peygamberin Tanrıya yakarisi, şükür etmesi yer alıyor.

    Keyifli okumalar...
  • Modern Türk edebiyatında bir dönüm noktası olarak nitelendirilen usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın beş farklı hikayesinin radyo tiyatrosu formatıyla sahneleneceği, 17 Aralık’ta İş Sanat sahnesinde gerçekleşecek Şehir Amber Kokacak dinletisi İstanbullu sanatseverleri nostalji dolu bir yolculuğa davet ediyor.

    Cumhuriyet sonrası yazarlardan kendine has, dönemin akımlarına bağlı kalmayan üslubuyla ayrılan Sait Faik Abasıyanık, özellikle İstanbul’a ve balıkçılar, kıraathane müdavimleri, işsizler, çocuklar gibi modern yaşamın ‘küçük’ karakterlerine odaklanan öyküleriyle tanınan, Türk edebiyatının en önemli isimlerinden bir tanesi. Abasıyanık’ın ‘‘Müthiş Bir Tren”, “Havuz Başı”, “Balıkçısını Bulan Olta”, “Yüksekkaldırım’’ ve “Serseri Çocuk ve Köpek” hikayelerinin eski bir radyo kayıt stüdyosunun canlandırıldığı bir sahne düzeniyle, iç içe geçmiş dramatik bir akışla okunacağı Şehir Amber Kokacak dinletisi ise, bu usta yazarın şiirsel ve içe dönük, duygusal dilinin aktarımı için teatral ve duygusal, ideal bir kurgu oluşturuyor.

    Atilla Birkiye’nin metinlerini hazırladığı, Mehmet Birkiye tarafından sahneye uyarlanan ve Metin Belgin, Bülent Emin Yarar, Hakan Gerçek gibi isimlerin hikâyeyi okuduğu Sait Faik hikâye dinletisi 17 Aralık, Pazartesi günü İş Sanat’ta olacak. Müzik yönetmeni ve piyanist olarak Serdar Yalçın yer alırken; kemanda Seda Subaşı, çelloda Şemsa İdil Ural, efektlerde ise Tuğrul Karanfil, Yiğit Çekil isimleri ön plana çıkıyor. Genç izleyicilerin dinletilere gösterdiği yoğun ilgiden dolayı bu sezonda da öğrenciler için 17.00 ve 20.30’da iki ayrı seans düzenlenecek. Hem eski İstanbul’un, hem de dönem Türkiyesi’ndeki sıradan insanların gündelik yaşamlarının büyülü havasını soluyacağımız bu dinletide yer alacak öykülerden iştah kabartan alıntılar derledik.

    ‘‘Rüyamda mı gördüm. Yoksa bir seyahatte mi başımdan geçti. Böyle şey olur mu olmaz mı? Oralarını geçelim. Böyle bir vakayı rüyada da görsem yine başımdan geçmiş sayılır. Başımdan geçmemiş olsa içimden, rüyamdan, hülyamdan geçer miydi? Küçük bir istasyonda tren bekliyordum.’’
    Müthiş Bir Tren

    ‘‘Sizi bekliyorum. Sizi göreceğim; içimde bir şey koşacak. Siz görmeden geçeceksiniz. Ben kederle sevinci duyup dalacağım istediğim aleme. Dünyayı yeniden kederlerle kuracağım. Sonra çarşılardan çarşılara, insan sesleri arasında, her şeyi sizinle kurulmuş bir şehirde dolaşacağım. Herkes geçti, siz geçmediniz. Yüzünüzü göremedim. Bayramım, çocukluk bayramım salıncaksız geçmiş gibi gözüme yaş doldu. Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi, bilmem.’’
    Havuzbaşı

    ‘‘Yazı yazmak canım istemiyordu. Yazı yazmam için bana çiçek, kuş hürriyeti değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncelerin hürriyeti lazım. Küçücük hürriyetler değil, alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk hürriyeti istiyordum. Bu bana lazımdı. Yoksa her şeyi ağzımda gevelemekten başka ne yapabilirdim? Ne yapıyordum?’’
    Balıkçısını Bulan Olta

    ‘‘Pazar günleri böyledir İstanbul ama gelin, ben sizi eğlenceli bir yere götüreyim. Plajlarda serin mavi sulara gömülmek, çam altlarında uyku çekmek dururken nereye gideceğiz? O da var ya! Var ama şimdi bu saatlerde İstanbul’un bir yeri de var ki orada köyüne hasret askerler, çıraklar, hamurkarlar, Anadolulu aşçılar, plajlara gidememiş parasızlar, çam altlarından deniz kenarlarından pek bir şey anlamayan yahut bıkan İstanbullular dolaşır. Orada bedava şarkılar dinlenir. Orada buz gibi gazoz 75 kuruş değil, 7,5 kuruştur. Beyoğlu’nda yarım papele yiyemeyeceğiniz vişneli kaymaklı dondurma kayık tabaklarında 10 kuruşadır.’’
    Yüksek Kaldırım

    ‘‘Köpeği omzuna almış gidiyordu. Köpek de, sokak çocuğu da pis değildi. Kirliydiler. Köpek iki aylıktı. Çocuk on yaşındaydı. Vakit de gece yarısı. Beyoğlu sabah olmak üzere olan bir ortaçağ şehrine benziyordu. Öyle bir ortaçağ şehri ki uyanır uyanmaz çırılçıplak esirler bir zafer arabasında harmanilere bürünmüş, kafasında bir zafer çelengi ile şehrin hâkimini çekecekler. Pöstekilere, zırhlara bürünmüş, altın gümüş işlemeli deri donlar giymiş, çevresi yarım metre gelen pazularla derebeyin aylıklı askerleri demir kapılı evlerden çığlık çığlığa kadınlar çıkaracak. Bu kadınlar o kadar güzel gözlü, o kadar tatlı, o kadar dolgun kalçalı olacaklar ki derebeyin sarayını süsleyen ressam saçını başını yolacak. O kadından bu kadına, bu kadından o kadına koşacak. ‘Bunu bana verin! Bunu bana verin! Bu benim rüyalarımın, hüsranlarımın, fırçamın kadını. Ancak onunla ölmeyecek eserimi yapabilirim’ diye koşacak. Seç diyecekler, seçemeyecek. Başında zeytin ve defne dalından zafer çelengiyle derebeyi kahkahadan bütün gümüşlerini ve altınlarını şakırdatacak.’’
    Serseri Çocuk ve Köpek

    Kaynak: http://bantmag.com/...hikayesi-is-sanatda/
  • Pazar günleri, hayatın intikam günleri.
    Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kedere iten günler.
  • Hubertine, kötü arkadaşlarla düşüp kalkmasından korkarak onun okula gitmemesine izin alabildiği için, kız yalnız pazar günleri, kilisede saat yedi ayinini dinlemek üzere evden çıkıyordu. Bahçesi ölü bir sessizliğe gömülü bu daracık, antika ev, onun bütün dünyası oldu.
  • Şu sıkıcı pazar günleri...
  • Afro-Amerikan kilisesi kasabanın güney sınırının dışındaydı, eski bıçkı evi raylarının öteki yakasında. Boyası pul pul kabarmış karkas eski bir binaydi, Maycomb'da sivri çan kulesi ve çanı olan tek kiliseydi, ilk satınalım kilisesi adını taşıyordu çünkü özgürlüğüne kavuşan kölelerin ilk kazançlarından kesilen paralarla satın alınmıştı. Pazar günleri zenciler ibadet ediyor, haftanın geri kalan günlerinde beyazlar orada kumar oynuyordu.
    Harper Lee
    Sayfa 149 - SEL YAYINCILIK