Yalnızız...Romanın adı,sadece bir durum değil,aslında kitabın en temel gerçeği be teşhis gibi teşhis.Bu yalnızlık öyle bir şey ki ,sadece fiziksel bir başkalık değil;daha çok insanın kendine ulaşamaması ile ilgili.Bir psikolojik danışman olarak en çok karşılaştığım şeylerden biri:insanın kendi iç sesiyle teması kopmuşsa,ne kadar kalabalıkta olursa olsun derin bir yalnızlık yaşıyorç
Samim,bu yalnızlığı farkında olan ama değiştirmektense onu anlamaya çalışan biri.O, yalnızlığı bir tehdit değil bir gözlem alanı olarak yaşıyor. Kendine dönüyor,düşünüyor,sorguluyor ama bir noktada duygusal bağ kuramadığı için yaşamla arasına görünmez bir duvar örülüyor. İçsel dünyası çok zengin ama başkalarının dünyasına dokunmakta çok zorlanıyor. Bu bana kavram olarak ''duygusal izolasyonu'' hatırlatıyor.
Diğer karakterlerde de bu yalnızlık başka başka biçimlerde karşımıza çıkıyor.Meral dışarıdan güçlü ve bağımsız görünüyor ama içten içe anlaşılmamanın getirdiği yalnızlıkla baş etmeye çalışıyor.Selmin,tam tersi;sevgi için kendini feda etmeye hazır ama yine de o aradığı ''gerçek teması'' kuramıyor.
Romanın sonunda bana en çok kalan duygu şu oldu:İnsanlar birbirlerine duygusal olarak dokunmak istiyor ama önce kendilerine bile yaklaşamıyorlar. Yalnızlık,sadece çevrede kimse olmaması değil, en çok ''anlaşılamamak'' ve ''kendine bile anlayamamak''
'YALNIZIZ' bu açıdan bakınca sadece bir roman değil,bir insanlık hali.
Bir psikolojik danışman olarak,kitabı beğendim.Okurken en çok şunu düşündüm:Sessizlik içinde, olup biteni anlatan ne çok şey var etrafımızda.Bu kitap tam da bu sessiz tanıklığın peşinden gidiyor.Kitabın anlatıcısı bir taş duvar.Evet, evin duvarı,avlunun taşı...Sessizdir ama her şeyi görür hisseder.(Bana kollektif bilinci anımsattı) Tıpkı danışmanlık sürecinde dile gelmemiş olanın izini sürdüğümüz gibi,yazar da kelimelere dökülememiş bir aile yasını,kardeşlik bağlarını,suçluluğu ve sevgiyi taşların belleğinden okuyor.
Bir engelli çocuğun doğumu ve bunun ailede yarattığı kırılma, psikolojik olarak oldukça güçlü işlenmiş. Özellikle abi ve kız kardeşin bu çocukla kurduğu ilişki, farklı bağlanma stillerini, savunma mekanizmalarını ve içsel çatışmaları gözler önüne seriyor.
Kız kardeşin öfkesinde bastırılmış acı ve görülme arzusu yatarken,abinin koruyucu rolünde bir sevgiyi gösteriş şekli var.
Bu roman bence bizlere şunu hatırlatıyor: Her ailede konuşulmayanlar vardır. Ve bazen bu suskunluk bir çocuğun davranışında, bir başka çocuğun öfkesinde, bir yetişkinin hayatında yankı bulur. Biz psikolojik danışmanlar olarak o yankıyı duyabilmeyi ve anlamlandırabilmeyi hedefleriz. Bu kitap da o yankıyı taşların dilinden seslendiriyor.
Keyifli okumalar.
''Onu kendi yaşındaki çocuklardan ayıran bir sınır olduğunu hissediyordu(...)Ama reddedilmemek için insan kalmaya gayret ediyordu,zira hassas olanların aynı zamanda av olduklarını tahmin edebiliyordu.''