Yalnızız...Romanın adı,sadece bir durum değil,aslında kitabın en temel gerçeği be teşhis gibi teşhis.Bu yalnızlık öyle bir şey ki ,sadece fiziksel bir başkalık değil;daha çok insanın kendine ulaşamaması ile ilgili.Bir psikolojik danışman olarak en çok karşılaştığım şeylerden biri:insanın kendi iç sesiyle teması kopmuşsa,ne kadar kalabalıkta olursa olsun derin bir yalnızlık yaşıyorç
Samim,bu yalnızlığı farkında olan ama değiştirmektense onu anlamaya çalışan biri.O, yalnızlığı bir tehdit değil bir gözlem alanı olarak yaşıyor. Kendine dönüyor,düşünüyor,sorguluyor ama bir noktada duygusal bağ kuramadığı için yaşamla arasına görünmez bir duvar örülüyor. İçsel dünyası çok zengin ama başkalarının dünyasına dokunmakta çok zorlanıyor. Bu bana kavram olarak ''duygusal izolasyonu'' hatırlatıyor.
Diğer karakterlerde de bu yalnızlık başka başka biçimlerde karşımıza çıkıyor.Meral dışarıdan güçlü ve bağımsız görünüyor ama içten içe anlaşılmamanın getirdiği yalnızlıkla baş etmeye çalışıyor.Selmin,tam tersi;sevgi için kendini feda etmeye hazır ama yine de o aradığı ''gerçek teması'' kuramıyor.
Romanın sonunda bana en çok kalan duygu şu oldu:İnsanlar birbirlerine duygusal olarak dokunmak istiyor ama önce kendilerine bile yaklaşamıyorlar. Yalnızlık,sadece çevrede kimse olmaması değil, en çok ''anlaşılamamak'' ve ''kendine bile anlayamamak''
'YALNIZIZ' bu açıdan bakınca sadece bir roman değil,bir insanlık hali.