Bir eski zaman hanımefendisi, bir Osmanlı hanımefendisi, o yalının sahibesi "Kızım, gel bak bir otur yanıma, sana bir şey söyleyeceğim!" demişti. Sanki ilham gelmiş gibi. "Biliyor musun, hayat bitti zannedersin, yeniden başlar, bitti zannedersin yeniden başlar." Çok güzel değil mi? Benim hayatım defalarca bitti zannettim ve hep yeniden başladı. Bu böyle bir şey... Bitiş çizgisine geldim geldim derken, yeni bir yol açılıyor, taze bir hayat... Herhâlde, gerçek sona vasıl olduğumuz zaman da, orada yeni bir hayata doğuyoruz.
Sekinet kelimesini Kurân-ı Kerim'den öğrendim. Bir afet ve felaket halinde verilen olağanüstü bir moral anestezi, tam sükûnet hali... Bütün acıların acayip bir şekilde giderilmesi hali. Bunlar mümine verilen mucizevî şeyler...
Hayatın kendisi aslında bir mucize ama bunu algılarımız, duyuşumuz açıldığı zaman, duyarlıklarımız açıldığı zaman, kalp gözüyle bakmayı öğrendiğimiz zaman fark ediyoruz. Hakikatle bağ kurmaya koyulduğunuzda başka bir akım başlıyor, başka bir boyut açılıyor önünüze... İç yaşantı itibariyle bir cennet sefası başlıyor...