İşte dünya da aynen böyle bir misafirhanedir, yoldan geçenler azıklarını alsınlar ve hanedeki
seylere tamah etmesinler diye yapılmış olan bir konaktır.
Nitekim Hz. İsa'nın (aleyhi's selâm) şöyle söylediği rivayet edilir:
"Dünya peşinde kosan kişinin durumu, deniz suyu içenin haline benzer; ne kadar çok içerse susuzluğu da o kadar artar. Böylece o, helak oluncaya kadar içer ama susuzluğu asla dinmez."
Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hususta şöyle
buyurmuştur:
"Suya girenin ıslanmamasının mümkün olmadığı gibi, insan dünya işine dalıp kirlenmemesi de mümkün değildir."
Kim ki bu dünyada hazırlanıp işini tamama erdiremez, himmet gözünü ahirete dikmez ve dünya meşgalesini ihtiyaçtan fazlasıyla üstlenirse, dünyayı tanımamış demektir.
Dünya ve ahiret, iki halden ibarettir. Ölümden önce olup insana daha yakın bulunana "dünya" denir. Ölümden sonra olan ise "ahiret" olarak adlandırılır.
Dünyadan maksat, ahiret azığı toplamaktır. Çünkü insan, yaratılışın başlangıcında basit ve eksik olarak yaratılmıştır fakat kemal elde etmeye ve kalbinde melekutun suretini nakşetmeye uygundur. Böylelikle insan Allah'ın huzuruna layık ve ulaştığı bu mana ile de ilahi cemalin seyircilerinden biri olmaya uygun hale gelir. İnsanın nihai saadeti ve cenneti işte budur. İnsan bu maksat için yaratılmıştır.