Geri Bildirim
  • Sina daha 18 yaşında ve lise son sınıf öğrencisi. Kütahya'da bir kız yurdunda kalıyor. Annesi ve babası ayrı yaşıyor. Annesi intihar etmesinden ve felç geçirmesinden dolayı Ankara'da bir hastanede tedavi görüyor. Babası da başka bir kadınla evlendiğinden Sina'ya sadece maddi destek sağlayabiliyor.
    Bir akşam Sina'nın oda arkadaşı olan Pelin, iki erkekle tanıştığını ve partiye davet edildiğini söylüyor Sina'yı da ikna ederek yanında götürüyor ama tanıştığı iki çocuk aslında onlara tuzak kuruyorlar. Sina'nın dikkatini partideki Deniz çekiyor ve aldığı alkolün de etkisiyle Deniz'le dans edip yakınlaşıyorlar. Partinin sonunda Sina Deniz'in kaldığı otelde ki odaya geçiyorlar ve birbirlerinin adlarını bile bilmedikleri halde beraber oluyorlar. Sabaha karşı Sina fenalaşıyor hastaneye kaldırıldığında alkolünün içine bir tür başka bir ilaç katıldığı anlaşılıyor. Sina aslında tüm o yaptıklarını o ilacın etkisiyle yaptığından çok büyük suçluluk ve pişmanlık hissediyor, her şeyin ardından yurda döndüğünde o gece Pelin'e durumu anlatıyor. Ama Pelin o çocuklarla buluşmaya bir gün sonra yine gidiyor ve Pelin o iki çocuk tarafından tecavüze uğruyor. Sina polis gitmek konusunda bir türlü arkadaşını ikna edemiyor.
    Deniz, O gece olanlardan sonra kendini Sina'ya karşı sorumlu hisseder ve bir türlü Onu aklından çıkaramaz. Sonra Onun kaldığı yurda gidip saat 17.00 de buluşmak için karar verirler.
    Deniz yeni atandığı okulda 12. sınıflara derse girdiğinde öğrencilerle tanışmak için isimleri okurken Sina'nın adını okuduğunu fark edince şok olur ve inanamaz. Birlikte olduğu kız öğrencisidir.... Vs... vs.
    Kitabı beğendim ama sadece beğenmediğim tek yeri Sina'nın Deniz'in öğrencisi olması öğretmenlik mesleğine bir hakaret olmuş bence ... kalanı güzeldi...
    İyi okumalar...
  • Uzun zamandır okuduğum en ponçik kitaplardandı. Baş karakterimiz Pelin, annesi evlendikten sonra iki üvey kardeşi olduğu için Külkedisi lakabını almış. Antalya 'da yurtta kalarak sevdiği bir okula giderken birden annesinin yanına, Zümrüt Evleri 'ne taşınıyor ve olan oluyor. Masalın sonunda umduğu gibi beyas atlı değilde, siyah atlı bir prens buluyor. Kitap o kadar ponçikti ki! Antalya 'da ki arkadaşlarıyla olan ilişkisini kendi arkadaşlarımla olan ilişkime aşırı benzettim. Hatta grubumuza arada bir kitaptan kesitler atıp 'Ben Kaptan Olcam!' diye beyinlerinin etini yedim. Tabii ki o kadar sevdiğim bir arkadaşlık oldu ki, nazar değdi. Burdan yazarcığıma sesleniyorum; O SON NEYDİ ÖYLE?!? Sonu anlıyacağınız üzere o kadar merakta bıraktı ki. İkinci kitabı da arkadaşımda olduğu için henüz okuyamadım da, şu sıralar meraktan ölebilirim yani. Dili oldukça akıcıydı ve bir oturuşta bitti. İkinci kitabı bir an önce alıp okumak istiyorum. Çerezlik ve tatlış kitap istiyorum ben diyen herkese öneririm.
    5/5
  • Yalnızca çocukların değil , yetişkinlerin de okuması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü içinde bizlerin dahi bilmediği pek çok bilgi mevcut. Devamının geleceğini umut ediyorum.
  • Dört yüz altmış bir yol İslam hakimiyetinde kalmis olan Kudüs'te Müslümanlar Hristiyanlarin haklarini korumuş, dinlerine saygi göstermişlerdir. Fakat Latin Hristiyanların zaferiyle her şey değişti. Kudüs Latinler tarafından zapt edilince her taraftan buraya buraya gelen yerli Hıristiyanlar kisa zamanda efendileri nin değişmiş olması yüzünden pişmanlık duymaya başladılar.
  • Ve Müjde Aklanoğlu ‘nun "Bana sevmeyi anlat" ve "Bana esmeyi anlat" 2 kitaplık serisi bitti.
    Yazarın okuduğum ilk kitapları. Gayet akıcı ve bunaltmayan bir anlatımı var. Benim için en önemli kısmı bana hissettirdiği duygular. Kitaplarda konu beni içine alıp, o duyguları yaşatabiliyorsa anlamı oluyor. Bu hikâye de de sesli kahkahalar atım, iki yeri vardı ki hikâyenin gözlerimden yaşlara engel olamadım. Duygu fırtınaları yarattı içimde :) böyle kitapları seviyorum işte…
    Ana karakterimiz Rüzgâr Bey. Buz gibi soğuk, çatık kaşlı, herkesin korktuğu bir iş adamı. (tabi bu halinin nedeni çocukluğuna ve ailesine dayanıyor) onu sonradan öğreniyoruz.
    Rüzgâr hayatındaki tek varlığı, çok sevdiği kız kardeşi Pelin ile yaşıyor. Pelin gencecik cıvıl cıvıl bir kız. Birde yakın dostu, iş ortağı ve kardeşim dediği Cem var. Hayatı iş ve bu iki kişiden ibaret…
    İş hayatı ise zorlu mücadelelerle dolu ve hayatı hep tehlike altında, Babasının geçmişte yaptığı hatalar ile şimdi Rüzgâr bu acımasız camia ile savaşmak zorunda.
    Bir gün kız kardeşini yatağında bir sürü ilaç içmiş ve intihar etmiş bulur. Onu acilen hastaneye yetiştirse de artık yapılacak bir şey yoktur. Kardeşi karnında bebeği ile ölmüştür.
    Rüzgâr için hayat durur, nefes almak zorlaşır ve o gün orada kardeşinin soğuk bedeninin yanında yemin eder. Bunu yapanlardan intikamını alacaktır. Bunun için yaşar ve araştırmalara başlar…
    Diğer yanda 19 yaşındaki Esme. Üniversitede radyo televizyon okuyan hayat dolu bir kız. Annesi, Babası, 16 yaşındaki kız kardeşi Ecem ve abisi ile yaşıyordur.
    Abisinin yaptığı hatanın bedelini Esme ödemek zorunda kalır ve ne kadar itiraz ederse etsin, Babası ve abisi onu Rüzgârla evlendirirler. Aksi takdirde Rüzgâr aileyi bitirecektir…
    Esme için hayat kâbusa döner. Bilmediği tanımadığı ve çok ürkütücü görünen bu adamla hayat nasıl geçecektir.
    Ve hikâye de bundan sonra başlar :) Sonrasında yaşananlar için kitapları okumalısınız :)
    Güzel bir aşk hikâyesi, duyguların aktarımı çok başarılıydı. Ben severek, etkilenerek okudum. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım :)
    Bu tür kitapları seviyorsanız tavsiye ediyorum…
    Sevgili Müjde Aklanoğlu yüreğine kalemine sağlık…
  • Ve Müjde Aklanoğlu ‘nun "Bana sevmeyi anlat" ve "Bana esmeyi anlat" 2 kitaplık serisi bitti.
    Yazarın okuduğum ilk kitapları. Gayet akıcı ve bunaltmayan bir anlatımı var. Benim için en önemli kısmı bana hissettirdiği duygular. Kitaplarda konu beni içine alıp, o duyguları yaşatabiliyorsa anlamı oluyor. Bu hikâye de de sesli kahkahalar atım, iki yeri vardı ki hikâyenin gözlerimden yaşlara engel olamadım. Duygu fırtınaları yarattı içimde :) böyle kitapları seviyorum işte…
    Ana karakterimiz Rüzgâr Bey. Buz gibi soğuk, çatık kaşlı, herkesin korktuğu bir iş adamı. (tabi bu halinin nedeni çocukluğuna ve ailesine dayanıyor) onu sonradan öğreniyoruz.
    Rüzgâr hayatındaki tek varlığı, çok sevdiği kız kardeşi Pelin ile yaşıyor. Pelin gencecik cıvıl cıvıl bir kız. Birde yakın dostu, iş ortağı ve kardeşim dediği Cem var. Hayatı iş ve bu iki kişiden ibaret…
    İş hayatı ise zorlu mücadelelerle dolu ve hayatı hep tehlike altında, Babasının geçmişte yaptığı hatalar ile şimdi Rüzgâr bu acımasız camia ile savaşmak zorunda.
    Bir gün kız kardeşini yatağında bir sürü ilaç içmiş ve intihar etmiş bulur. Onu acilen hastaneye yetiştirse de artık yapılacak bir şey yoktur. Kardeşi karnında bebeği ile ölmüştür.
    Rüzgâr için hayat durur, nefes almak zorlaşır ve o gün orada kardeşinin soğuk bedeninin yanında yemin eder. Bunu yapanlardan intikamını alacaktır. Bunun için yaşar ve araştırmalara başlar…
    Diğer yanda 19 yaşındaki Esme. Üniversitede radyo televizyon okuyan hayat dolu bir kız. Annesi, Babası, 16 yaşındaki kız kardeşi Ecem ve abisi ile yaşıyordur.
    Abisinin yaptığı hatanın bedelini Esme ödemek zorunda kalır ve ne kadar itiraz ederse etsin, Babası ve abisi onu Rüzgârla evlendirirler. Aksi takdirde Rüzgâr aileyi bitirecektir…
    Esme için hayat kâbusa döner. Bilmediği tanımadığı ve çok ürkütücü görünen bu adamla hayat nasıl geçecektir.
    Ve hikâye de bundan sonra başlar :) Sonrasında yaşananlar için kitapları okumalısınız :)
    Güzel bir aşk hikâyesi, duyguların aktarımı çok başarılıydı. Ben severek, etkilenerek okudum. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım :)
    Bu tür kitapları seviyorsanız tavsiye ediyorum…
    Sevgili Müjde Aklanoğlu yüreğine kalemine sağlık…
  • #kitapyorumu
    #iletişimyayınları


    Herkese merabaaa 🙋 size yazarın okuduğum ilk kitabının yorumuyla geldim🙏😌.
    .
    Kitap farklı hikayelerden oluşuyor, konular genellikle toplum baskısı, namus, susuturulmuş kadınlar, özgürlüğüne düşkün hayatlar, eş cinsel olduğunu söyleyemeyen insanlar açıkçası kitapta hikaye olarak sevdiğim bir bölüm bile olmadı. Yazarın dilini yetersiz buldum. Eserin ince oluşunun yanında anlam kapalılığı okurken sıkılmama sebep oldu. Düşünmeme, hayal etmeme, konuları bağdaştırmama fırsat vermedi. Ama şöyle bir şey var ki sevdiğim kısım alıntı yapacağım kısımlar ve kitabın kapağı oldu, kapak çok hoş ama içi boş gibi geldi. Bu alıntıları okudukça güzel bir eser ortaya çıkabilirdi diye düşünüyorum; fakat öyle olmadı, benim bu kitabı sevemediğim bir gerçek. İzninizle son olarak alıntı bölümüne geçmek istiyorum. Kitapla kalın dostlar🙋


    #alıntılar
    ✍🏼 Aşk sözcüğünü keşfetmemiş olmayı yeğlerdim. Adına aşk dediğimiz şey anonimleşiyordu, herkesin anlattığıyla bir oluyordu.


    ✍🏼 Bir kadının gülmesi neşeli ya da mutlu olmasından başka her anlama gelir çünkü.


    ✍🏼 Büyüdüğümüz şehrin sokaklarını tanıyamıyorduk. Sığınamayınca dışarıda kalınca bir başka oluyordu sokak.