O kadar güzeldi ki... Doğruyu söylemek gerekirse Çağatay'ın Ece'nin yerine kopyasını koyabilmesine katlanamıyordum ama gerçek Ece'ye ulaşmanın tek yolunun bu olduğunu ve Çağatay'ın yaşadığı kafa karışıklığını düşünürsek belki de yapılabilecek tek şey buydu. Sezin'in kötü sonlarına alıştığım için kendimi kötü sona o kadar hazırlamıştım ki bu kadar güzel bir son kitabı ağlayarak bitirmeme sebep oldu. Kesinlikle mutluluk gözyaşlarıydı emin olabilirsiniz. Adına "kopya" diyebileceğim Ece ile Çağatay yakınlaştıkça kendimi duvarlara vurdum. Çağatay'ın tek yolunun bunu yapmak olduğunu kendime hatırlatsam da ben Ece'ye bunun yapılmasına razı olamadım. Bunları bir kenara bırakırsak sonu zaten mükemmel bağlandığı için olumsuz her şeyi unutturdu bana. Kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ederim.
"İnsanlar, başkalarının hayatlarını yargılamayı çok sever. Çünkü uzaktan gördükleri ışığın ardında saklanan karanlığı görmezden gelirler. Bilmezler ki o hayatlarda, kendi gizledikleri yaralardan çok
daha derin izler vardır.
"
Bu kitaba gerçekten çok büyük umutlarla başlamıştım çünkü hem yazarın kaleminin akıcılığından eminim hem cinayet romanları okumayı çok severim hem de birinci kitap oldukça ilgi çekiciydi. Fakat 5 puan kırmama sebep olan asla akıcılık değildi kesinlikle üslup sorunuydu. Katilin ağzından anlatılması üstelik bizimle konuşması pek alışık olduğumuz bir durum olmadığından ve birinci kitapta bunun dengesi çok iyi kurulduğundan bir şaheserdi. Oysa ikinci kitaba geldiğimizde katilin bölümlerinde bizi aşağılamalarından kitaba geçemiyoruz. Tamam Bay OM en zeki sensin ve senin dışındaki herkes birer "aptal".
Üslup kısmını bir kenara bırakırsak en çok takıldığım kısım kadınların da okurlar kadar aşağılanmış olması. Yazarın katili güzellememek için çok uğraştığına dair bir söylemini görmüştüm sağolsun aşağılamalarıyla asla güzellenecek bir yeri kalmamış fakat yazar katili güzellememeye gösterdiği özeni keşke kadınlar için de gösterebilseydi. İnsanı aşırı rahatsız eden cinsellik sahneleri, cinsellik sahnelerinde kadınların, katilin tabirine göre, tamamen bir "sürtük" olması, defalarca kez kadınlar taciz edilirken bunun asla üstünde durulmaması ve hayatın normal akışıymışcasına yollarına devam etmeleri... Bunların hepsi ülkemizde yaşanan üzücü durumların üstüne yazılacak sahneler değildi bence. Tamamen amerikan dizileri tarzında yapılmaya çalışılmış ve bunun sonucunda bu noktalara gelmiş diye düşünüyorum. Dublaj vari konuşmalar, yabancı isimler ve bir kasaba, kadınların yansıtılma biçimleri... Hepsi amerikan tarzı olmaya çalışılmış ama ülkemizde yazılan bir kitaba uyarlamaya çalışılınca sarpa sarmış gibi...
Her neyse... Hepsini bir kenara bırakırsak kalemi kesinlikle akıcıydı ve asla sıkılmadan merak içerisinde okuyabildim. Katili ilk bölümden öğrenmesek daha merak edici