Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak, "Beni almaya gelmedin herhalde." diye alay ettim.
Bu hoşuna gitmiş gibi keyifle gülümsedi. "Bunu ister miydin ki?"
O an aklıma çılgınca bir fikir geldi. Kesinlikle deliceydi. Kime sorsaydım bunun düpedüz delilik olduğunu söyler, beni vazgeçirmeye çalışırdı. Fakat bıkmıştım. Her şeyden öyle sıkılmıştım ki tehlike, çılgınca olmak bir yana, son derece cazip geliyordu. Hem kaybedecek bir şeyim de yoktu.
Hades, hayat olarak adlandırdığım bu kafesten çıkış anahtarım olabilir miydi?
Artık Kore değil, Persephone olmam bile kendime ait bir hayatımın olduğunun kanıtıydı. Hades'in önerdiği bu ismi kullanmam özgür olduğum anlamına geliyordu. Bu öyle bir histi ki sanki yerin altında değil, bulutların üzerindeydim. Özgürlüğün o tatlı tadını dilimin üzerinde hissedebiliyordum.