Rachel Gillig- Şövalye ve Güve 🪽
Aranan kan bulundu arkadaşlar.
Uzun zamandır beni bu kadar içine çeken, okurken her sayfasında keyif aldığımı hissettiren bir kitap okumamıştım. Bitmesini istemedim; çünkü hem evreniyle hem de karakterleriyle bağ kurmak çok kolaydı.
Hikaye, kehanetlerle ayakta duran bir düzende, kahinlerin birer birer ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Bu kayboluşlar, Sybil’in bildiği ve inandığı her şeyi yavaş yavaş sorgulamasına neden oluyor.
Sybil, çocukluğundan beri bir katedralde kapalı tutulan ve tanrıların sesini duyduğuna inanılan bir kahin. Kehanetleriyle kutsanmış ama aslında zincirlenmiş biri. Her şeyi bilmenin bir ayrıcalık değil, ağır bir yük olduğunu çok güzel hissettiriyor. Dışarıdan pasif gibi dursa da iç dünyası inanılmaz güçlü. Onun sessiz direnişi kitabın kalbi.
Rory ise kaderi sorgulayan, kör inancı reddeden, “böyle gelmiş böyle gitmez” diyen bir şövalye. Güce değil, seçime inanıyor. Onu sevmemek imkansız; çünkü Sybil’in karanlığında bir çatlak açıyor. Aralarındaki bağ bana da geçti; samimi, doğal ve zorlanmadan gelişen bir ilişkileri vardı.
Gargoyle harikaydı; özellikle duygusal sahneleri beni gerçekten etkiledi.
Kitap bana tam olarak ne istiyorsam onu verdi. Her şey zamanında, yerinde ve tadındaydı. Olayların akışı dengeli, atmosferi karanlık ama boğucu değildi.
Çevirisi maalesef kötüydü. Yer yer akışı düşüren, göze batan hatalar vardı; buna rağmen hikaye ve kurulan evren o kadar güçlüydü ki kitabı sevmeme engel olmadı.
Yavaş ilerliyor (herkese hitap etmeyebilir)
Aksiyon beklentisi olanlar için sakin bir anlatımı var
Not: Çoban Kral serisiyle bu kitabı karşılaştırmanın haksızlık olacağını düşünüyorum; her ikisi de kendi evreninde çok güçlü.
Dark fantastik, gotik atmosfer ve slow burn romantizm seviyorsanız listenize mutlaka