• Beni ‘Dans eden Palyaço Pennywise’ diye tanırlar.
  • 1200 küsür sayfa okumuşum, koca yaz boyunca vicdan azabı gibi kara kapaktan beni izlemiş durmuş Pennywise, çoğu gece okurken uyuyakalmışım da sabah uyanıp kaldığım sayfaya ayracı koyup kitabı kapatıp işe gelmişim. Hep diyorum tuğla kitaplarla daha çok zaman geçirdiğimiz için bitirdiğimiz zaman duygusal hissediyoruz, yaz tatili bitip yazlıktan okula dönmek gibi üzücü.

    Hakan tutturdu inceleme yaz inceleme yaz, bu çocuk ileride reklamcı falan olursa şaşırmayın.

    Anlatabileceğim çok fazla şey yok kitap hakkında, iyi kötü herkes fikir sahibi konuyla ilgili zaten. Bu arada kapaktaki resim güzel düşünülmüş içeriğe uygun olmuş. Örümcek ağları arasındaki korkunç palyaçomsu yaratık. (Kitabı okuyanlara çağrışım yapacaktır mutlaka.)

    Stephen King okumayı seviyorum, bize ne ucuz saçma korku hikayesi sunuyor, ne bir şeyleri didakte etmek için bir hikaye uyduruyor. King bunların hepsini çok güzel harmanlayıp, insan psikolojisinden ve zaaflarından oluşan harika tablolar oluşturuyor. Kitaplarında genelde duyguları körelmiş, robotlaşmış yetişkinler ve alışılmış düzene, dönen çarklara taş koyan çocuklar var. Bir kaç kitabı hariç tutulur mutlaka ama ben bu anlatımdaki kitaplarını seviyorum. Çocukluğu her zaman yüceltmesini seviyorum.

    Daha çocuk sayılacak yaşta tanışmasam kendisiyle bu kadar sever miydim bilmiyorum, belki yine severdim ama büyüdükçe hayal gücümüzün zenginliği de köreliyor sanırım. King çocuk yanını hep bilediği için mi böyle güzel kitaplar çıkartıyor ortaya, bunu da bilmiyorum. Kitabın kurgusu da aslında bir nevi bunun üzerine kurulu. Parlayan bir hayal gücüne sahip 7 çocuk, yaşıtları tarafından belirli bir özelliği sebebiyle dışlanan 7 çocuk... Zenci, kekeme, Yahudi, hastalıklı, şişman... Sürekli büyük çocuklar tarafından kovalanıp, işkence edilen, kendilerinin deyimiyle "Kaybedenler".

    Stephen King'in insanların korkularına, zaaflarına göre şekil değiştiren karakterler yaratması çok gerçekçi. Karakterlerin çocuk olması da çok mantıklı seçim, zaten King de kitapta söylüyor bunu, sadece çocuklar saçma şeylere inanıp onlardan korkarlar. Palyaçolardan korkan kaç tane yetişkin tanıyorsunuz? Kaç yetişkin gece yatağının altında canavarlar saklandığına inanır? Odasından koridora gidene kadar karanlığın içerisinden bir hayaletin çıkıp kendisini kovalayacağından kaç yetişkin endişe ediyor? Yetişkinler işlerini kaybedeceklerinden korkarlar, borsa da para kaybedeceklerinden korkarlar... :) Ya da ne bileyim çocuksanız taşların para olduğuna inandığınız bir oyun kurduysanız kafanızda siz de oyuna dahil olan diğer çocuklar da o taşların para olduğundan emin olurlar. Beverly'nin sapanla taş attığı ama onun gümüş olduğunu hayal ettiği için Pennywise'ın canını yakabildiği kısım gibi...

    Örneğin ben çocukken bu kitabın kısa versiyonunu okuduktan sonra, ne zaman yağmur yağsa ve ben mazgalların yanından geçsem, Pennywise çıkarsa korkusunu yaşadım. Şimdi saçma ve komik buluyoruz ama o yaşlarda olabilirliğine inanıyor insan.

    Bize demiş ki King, yaşınız kaç olursa olsun inanın, kurtadamlara, insanları öldüren palyaçolara.. Hayal gücünüzün zenginliği oranında keyif alırsınız yaşamaktan.

    Saçma bulduğum tek yer vardı, ne düşünerek yazmış anlamlandıramadım; çocukken ilk kez Pennywise'ı alt ettikten sonra tünellerde yollarını kaybediyorlar, aralarındaki bağ kaybolmaya başlıyor çünkü, sonra birbirlerine tekrar bağlanabilmek için yeraltı tünellerinde çocukların altısı da tek tek Beverly ile ilişkiye giriyorlar. Bu kısmına gerek var mıydı ya da hikayenin akışında nasıl bir etki yarattı sorgulaması yaptım. Bir de en sonunda Bill - karısı ve Gümüş ile yapılan finali de sevmedim. Bunun dışında laf edemem kitaba çarpılırım, bir çocuklara bir yetişkinlere dönen ilmek ilmek örülmüş bir hikaye; inanılmaz sürükleyici ve büyülü bir dünya yaratılmış.

    Sinemaya uyarlanan son hali ile Bill Skarsgard'ın canlandırdığı Pennywise gerçekten ürkütücü oldu. (Bunun benim Skarsgard'ı sevmemle alakası bile yok.)

    https://www.pride.com/...rsgard-pennywise.jpg

    http://www.umgasmagazine.com/...8x518-1505240210.jpg

    En iyi kitap/film başlangıçlarından birisine sahip olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

    1990 yapımı filmdeki Pennywise ve Georgie sahnesi https://youtu.be/aUPq6X-Y1Kg

    2017 yapımı filmdeki Pennywise ve Georgie sahnesi
    https://youtu.be/xhZ86kjk5I4

    "You'll float too!" diyerek hepinizi kitabı okumaya davet ediyorum. :)
  • Okuma alışkanlığı kazanmama vesile olan bu kitaba incele yapmayı, bir borç değil de bir görev bilirim.

    2017 yılıydı. Her sene çıkan John Flanagan'ın kitaplarını okumak dışında kitap okumakla uzaktan yakından hiçbir alakam yoktu. Kardeşim vizyona giren bir korku filmi olduğunu söyledi ve benim de gelmem için ısrar etti. Uyarlama filmin adı ''O'' ve kitabın yazarı ise Stephen King... Stephen King ismini çok fazla duyuyordum; malum Yeşil Yol, Esaretin Bedeli, Medyum, Mahşer, Hayvan Mezarlığı gibi kitapları yazan adam olması ve bu kitapların çoğunun filme veya diziye uyarlanmasından dolayı aklımda yer etmiş. Merak ettim ve ''tamam, arkadaşları da alıp geliyorum'' dedim. Vardık salona bizimkiler bana en köşedeki yeri ayarladı. Sinema ve film çok izlemediğimden ilk başta sebebini anlayamadım ama 5 dakika sonra film başlayınca oturduğum yerin hoparlörün hemen altı olduğunu çok acı bir şekilde anladım. Tabi bunun yanı sıra filmin korku-gerilim türünden kaynaklı olmasından dolayı önümde ve arkamda da sevgililer vardı da o konulara girmiyorum, sonra inanılmaz düzeyde konudan sapıyorum.

    Film başladı ve ben nedense Pennywise'a karşı inanılmaz düzeyde bir samimiyet duydum. Neden bilmiyorum, oldum olası palyaçolardan nefret etmişimdir ve Pennywise sayesinde bu nefret kat kat arttı; ama Pennywise'a karşı nefretten doğan bir sempati duydum. Filmin konusu da fena olmayınca ne yalan söyleyeyim çok hoşuma gitti ve 2019 yılında çıkacak olan devam filmine kadar kitabı okuma kararı aldım.

    Yanlışlıkla aldığım en güzel karardır diyebilirim. Bir yerden kitap okumaya başladığınız an bahaneler çerçevesinde bu durum git gide ilerliyor; ama bu bahaneler sizi olumlu yönde ilerletiyor, nasıl mı ?

    Aklımda sadece bu kitabı okumak vardı. Yakınlardaki bütün kitapçılara gittim ve öncelikle kitap var mı diye aradım durdum. Tabi ki bulamadım ve bende sipariş ettim. Tam sipariş ettiğim gün 6 yıldır hiçbir sıkıntı olmadan site içinde duran ''O''nun temin edilememe durumu oldu maalesef ki, bende gittim kitapçı da çalışan abilerden birine kitabı getirtmeleri rica ettim. Kitap geldi ve geldiği gibi arkadaşın teki benden önce almış. Kafayı sıyırmak üzereydim artık. Yeniden getirmeleri için rica ettim ve 2 gün sonra tekrardan gittim. Bu sefer de ciltsiz versiyonu kalmamış. ''Abi tamam, hangi versiyonu varsa ondan istiyorum ve rica ederim kitap geldiğinde gerekirse kimsenin almaması için Fizik kitaplarının arasına saklayın, lütfen benim için çok önemli''. Kitabın temin edilmesi biraz uzun sürdüğünden ve ''O'' çok uzun bir kitap olduğundan gelirken rastgele bir King kitabı aldım: Hayvan Mezarlığı. Bana kalırsa çok çok güzel bir kitaptı ve yazarın diline aşina olmamı sağladı.

    Her neyse kitabım sonunda geldi ve okumaya başladım. 1200 sayfa... Çok uzun duruyor sanki ? Ama göründüğü gibi değil... Ne zaman çocuklar bir araya geldi, Pennywise tatliş tatliş çocukları korkutmaya başladı kitap benim için efsaneleşti. Mükemmel bir kurgu; özellikle birçok insanın sevmediği ve gerçek hayatta sevenlerin onda ne bulduğuna anlam getiremediği palyaço fikrini korku unsuru olarak seçmek ve buna karşılık, Derry'de ''Kaybedenler'' isimli 7 çocuktan oluşan ve her birinin belli bir sembolü ifade ettiği çocukların (kekeme, şişko, zenci, yahudi, gözlüklü, astım hastası ve 7 kişilik gruptaki tek kız olan Beverly) arkadaşlıklarını kullanarak ''O'' isimli isimsiz şahsa karşı mücadele etmeleri beni derinden etkiledi. O kadar etkiledi ki, balık hafızalı olmama rağmen hala çoğu yeri hatırlıyorum ve ara ara dönüp baktığımda büyük bir tebessümle ayrılıyorum.

    ''O'' dan sonra Sefiller, Beyaz Diş, Suç Ve Ceza, Anna Kararina ve Yüzüklerin Efendisi gibi hayatımda büyük bir yer etmiş olan kitapları da okuduktan sonra tam bir kitap kurdu oldum ve o gün bugündür, her geçen gün daha da tat alarak okumaya devam ediyorum.

    Bana bu alışkanlığı kazanmama vesile olan dostum King'e, Pennywise'a ve kaybedenler grubundaki bütün kankilerime teşekkür ediyorum.
  • Öncelikle bu kitabı okumamı tavsiye eden Hakan Arık kardeşime çok teşekkür ederim. Ve tabii ki beni King sevgisine özendiren Roland Deschain abimi de anmazsam olmaz. :)
    Gelelim kitaba... Başyapıt resmen ve kelimelerle anlatabilecek miyim bilmiyorum. Korkmam diyerek başlayan ben bile çoğu yerde kendimi gerilmekten kurtaramadım. Hele
    Pennywise'ın her yerden fırlaması hepimiz süzülüyoruz demesi...
    Yazar sürekli iki zaman arasında dolaşsa da birbirine karıştırmamakta usta (ve tabii insanı korkutmakta :D). O betimlemeleri beni kendine çeken başlıca sebeplerden birisi zaten. Kendimi o çocukların yanında gibi hissettim çoğu zaman. Sonunu aslında hiç öyle beklemiyordum ve sonu öngörülemez kitaplar benim için başlı başına bir şaheser.
    Geçen yıl çıkan filmini de izlemiştim ve sonradan keşke önce kitabı okusaydım dedim. Gerçi filmle kitap arasında çok fazla fark var da neyse. Ve kesinlikle kitap daha güzel özellikle de sonu... Sonunda çok fazla korkmuş olabilirim :)
    İnceleme yapmayı beceremediğim doğru fakat elimden geldiğince bir şeyler yazdım :))
  • Kitabı okuduktan hemen sonra hissettiklerim ve şuan hissettiklerim o kadar farklı ki... Önceden , kitabı bitirdiğim gün, yazdığım bir inceleme vardı. Bazı eksikliklerden dolayı kaldırmıştım. Şimdi tekrardan ekliyorum ve kararı size bırakıyorum :)

    Mahşer'i okumamın üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra:

    Mahşer, uzun zamandır merak ettiğim ve King kitapları içinde beklentimin en yüksek olduğu kitaptı. Açıkcası kitabı okumamın üzerinden 10 gün geçti, olayları yeni yeni sindirmeye başlamam ve kitap hakkında görüşlerimi toparlayabilmem için incelemeyi biraz erteleyerek yazmanın daha mantıklı olduğunu düşündüm.

    Mahşer, King'in edebi değeri en yüksek ve en ağır kitabı. Ağır olmasını olumsuz yorumlamıyorum şahsen. Mahşer King'in bütün kitaplarının birleşimi gibi; aşk, dram, macera-aksiyon, gerilim(çok çok az da olsa), felsefe, edebiyat, bilim-kurgu, kıyamet senaryosu gibi birçok türün karışımından oluşuyor. King'in bu türlerden her birinin ön planda olduğu kitapları mevcut. Mesala dram için Yeşil Yol , macera-aksiyon için Doktor Uyku korku için Hayvan Mezarlığı için O'yu örnek verebilirim. Bu manyak niye şimdi bu örnekleri veriyor ? Arkadaşlar Mahşer'i okurken alacağınız tat, King'i tanıma düzeyinizle doğru orantılı ilerliyor; çünkü Mahşer bütün King kitaplarının karışımı. King hiç okumayıp, ilk Mahşer ile başlayayım dersen bunun intihardan bir farkı olmaz. Şahsen King'in çoğu kitabının okumadan Mahşer'i okuduğum için içimde bir nebze pişmanlık var, ama King'in kitaplarını sömürdükten sonra tekrardan Mahşer'e geri döneceğim. He, bu benim fikrim. ''2.kez kitaba geri dönmek istemem'' , derseniz eğer mümkün olduğunca King arşivinizde arkalara atın derim.

    Şimdi bu kitapta noluyor ?

    Not: ''Aaaa'' desem ''Spoiler verdi'' diyen arkadaşlar var. Kitapla ilgili(spoilersız) hiçbir şey öğrenmeyi istemiyorsanız eğer, rica ediyorum devamını okumayın!

    Kitap manyak olaylarla başlıyor ve virüs salgını sonucu dünyadaki insanların %99 ölüyor. Tabi anne-babasını kaybeden ve yiyecek besin bulamayan, virüs kapmamış çocuklarda hayatını kaybediyor. Bu olaylar kitabın 38.bölümünde çok güzel anlatılmış. Hayatını kaybeden çocuklardan birisinin hikayesini şuraya bırakayım (Üşenmeyin, okuyun lütfen)

    ''Sam Tauber beş buçuk yaşındaydı. Annesi 24 Haziran’da, Murfreesboro, Georgia Şehir Hastanesi’nde ölmüştü. Yirmi beşindeyse babası ve iki yaşındaki kız kardeşi April ölmüştü. Yirmi yedisinde de ağabeyi Mike ölmüş ve Sam tek başına kalmıştı.

    Sam, annesinin ölümünden beri şoktaydı. Acıkınca yiyerek, ara sıra ağlayarak Murfreesboro sokaklarında amaçsızca dolaşıyordu. Bir süre sonra ağlamayı bırakmıştı, çünkü bir faydası olmuyordu. Kaybedilen insanlar ağlamakla geri dönmüyordu. Geceleri uykusu babasının, April’in ve Mike’ın defalarca öldüğünü, suratları karararak, göğüsleri hırıldayarak kendi sümükleriyle boğuluşlarını gördüğü korkunç kâbuslarla bölünüyordu.

    Sam, 2 Temmuz sabahısaat ona çeyrek kala Hattie Reynolds’ın evinin arkasındaki böğürtlen çalıların arasına girdi. Neredeyse boyunun iki katı yükseklikteki çalılar arasında boş gözlerle dolaşıp, zikzaklar çizerek dallardan böğürtlen topladı ve çenesiyle dudakları kapkara olana dek yedi. Dikenler giysilerini yırtmış ve derisini çizmişti, ama fark etmemişti bile. Arılar etrafında vızıldıyordu. Yüksek otlar arasındaki kuyunun ağzındaki çürük tahtaları görmedi bile. Tahtalar, ağırlığı altında kırılıverdi ve Sam, altı metre derinlikteki kuru kuyuya düştü. İki bacağı birden kırılmıştı. Yirmi saat susuzluk, açlık,şok ve korkudan öldü.''

    Bunun gibi daha birçok sebepten ölen insanlar var. Kitapta buraların anlatımını çok beğendim

    Kitabın ilk bölümünde virüs ve yukarıda söylediğim sebeplerden ölen insanların anlatımının yanında, ana karakterlerimizin hatları da oluşmaya başlıyor. Açıkcası ana karakterler artık hikayeye girmeye başlarken, araya o kadar çok gereksiz sözcük sıkıştırılmış, o kadar alakasız olay anlatılmış ki, okurken sıkıldığım yerler oldu.

    Bunun yanı sıra kitapta tonla karakter var, ama birini diğeriyle karıştırmıyor, kimin ne olduğunu anında kafanızda canlandırıyorsunuz. Karakter bakımından bir sıkıntı yaşamadım, hiçbiri hikayede fazlalık gibi durmuyor ve kitabı bitirdikten sonrada, başka bir kitabı okusanız bile, onları arıyorsunuz. 1200 sayfa okumuşsunuz kitabı, bir zahmet etkileri hemen geçmesin dimi ?

    Virüs olayından sonra hayatını kaybetmeyen insanlar, rüyalar görmeye başlıyor. Kimi zaman siyahlara bürünmüş korkutucu bir insan(insan olduğunun garantisini veremem) tarafından rüya görürken; kimi zamanda 108 yaşında, ayağı topraktan, iyilik timsali bir kadını rüyalarında görüyorlar. Bunların etkisi ile iyiler bir, kötüler bir tarafta toplanıyor. Sonrası da öyle devam ediyor...

    Açıkcası kitaba başlamadan önce ''Resident Evil'' tarzı bir hikaye bekliyordum. Kitabın orjinal teması beni yine şaşırttı. Zaten ''Virüs'' temalı kitap veya filmlerim çoğu Mahşer'den esinlenmiş.

    Genel olarak kitabı beğendim ve tekrar okumayı düşünüyorum. Sizlere tavsiyem 45 derece sıcaklıkta ve King'in kalemine aşina olmadan okumamanızdır.

    ...

    Tavsiyesinden dolayı Mithril / Miss Manette'e çok teşekkür ederim.

    Reklamsız olmaz!

    King etkinliğimiz tam gaz devam ediyor, ona da bir bakın derim :D #30096680 ''Yanlışlıkla geldim, bakıp çıkıcaktım '' gibi sözleri hiç anlamam, anında etkinlik listesine eklerim. Misafir pek sevmeyiz, ziyarete gelen herkes dostumuzdur.






    Mahşer'i bitirdiğim gün:

    Çok çok riskli bir inceleme olacak. Özellikle arkadaşlarım o kadar çok seviyor ki Mahşer'i... İlk başta köşeye kıstırdılar, okumam için zorladılar. Sonra telefonuma tehdit mesajları geldi. Kitabı aldım, okumaya başladım ve kötü bir yorumda bulunmamam için yine tehdit edildim... Aslında bunları hiç birisi olmadı; ancak benim saçma da olsa bir giriş cümlesi bulmam gerek ve her seferinde saçma sapan da olsa bir giriş cümlesi bulmayı başarıyorum :D

    Şaka bir yana, Mahşer uzun zamandır merak ettiğim ve King'in kalemine az-çok alıştıktan sonra okumak için ultra düzey merak ettiğim bir kitap. Bu kitabın ''O'' ile kıyaslanması ve olayların başlangıcının bir ''Grip Salgını''na dayanması, heyecanlanmam için yeteri kadar etki oluşturmuştu. Şimdi, ne kadarı karşılandı gelin bir bakalım.

    Not: Bu bölümü yıldızlarla kaplıyorum. Bu bölüm tamamen O ve Mahşer'in kıyaslamasıdır. Bende bir kitabı bir başkasıyla kıyaslamayı sevmiyorum, ama bu kadar cok kıyaslanınca bende kendi yorumumu katmak istedim...

    ***********************************************************
    Her ne kadar King'in yazdığı kitaplar içinde favorilerim Doktor Uyku ve ''O'' olmasına rağmen, genel olarak ''O'' ile kıyaslandığından, bende Doktor Uyku'yu bir kenara bırakıp ''O'' ile kıyaslayarak incelemeye başlamak istiyorum.

    Baş Kötüler: Pennywise vs Randall Flagg

    İkisi de olması gerekenden çok çok daha kötü, havalı, manyak, elit, zeki ve yeri geldiğinde kafasız karakterler. Derry'de yeraltında ve mazgallarda dolaşan bir psikopat için Penniwise, insanların %99 nokta bilmem kaçının öldüğü bir dünyada ise Randall Flagg gayet oturaklı olmuş; ancak Randall Flag'den istediğim korkuyu veya gerilimi alamadım. Pennywise'ın gerek makyajlı suratı, gerek şekilden şekile girmesi, gerek hiç beklemediğin yerlerden çıkması, gerek her durum karşısında gülümsemesi, gerek SÜZÜLÜYORUZZZZZ demesi; kısacası her şeyiyle bana gerilim duygusunu yaşatıyordu ve bu gerilim insana, okurken, çok tatlı geliyor. Randall Flagg ise bu gerilimin %10'unu veremedi(Kara Kule serisini okumadan bu yorumu yapıyorum, orada nasıldır bilemem). Ne diye uzatıyorum ki? Penywise'ın dudağının ruju bile olamazsın (makyaj malzemeleriyle aram iyi değildir, dudağa sürülen şeyin adı ojeyse lütfen bozuntuya vermeyin, orada demeye çalıştığım anlaşılmıştır; zaten orada vermeye çalıştığım o etkiyi saçma sapan bir parantez içi ile mahvettim ama neyse...)!

    Bundan sonrasını izninizle birazcık hızlı geçiyorum...

    Karakterler: 7 Çocuk+ Henry vs Gripten Hayattan Kalanlar+ Çöpçü adam+Lloyd

    Bu kapışma berabere biter. Birini diğerinin önüne koyamıyorum. 2 kitap da 1200 sayfa olunca ister istemez karakterlere çok alışıyorsunuz ve -ister sevin ister sevmeyin- ailenizden biri olup çıkıyorlar. Kitap bittiğinde ise onların sizi terk ettiğini düşünüp bomboş triplere giriyorsunuz maalesefki... Ayrıca karakterlerin her birinin belirli özellikleri var; yani hikayedeki hiçbir karakter boşa değil.

    Akıcılık konusunda da maalesef ki ''O'' üst düzeyde tokatlıyor (sebebini az sonra Mahşer'in bölümlerinde yazacağım).

    Bundan sonrasını kıyaslamak istemiyorum; çünkü ''O''da fantastik olaylar ön plandayken, ''Mahşer''de gerçeklik ön planda( fantastik olaylar var elbette, ama ''O'' nun yanında çok çok az kalıyor). Şimdi izninizle Mahşer kitabına geçelim!
    ***********************************************************
    Mahşer, King'in edebi değeri en yüksek ve en ağır kitabı. Ağır olmasını olumsuz yorumlamıyorum şahsen. Mahşer King'in bütün kitaplarının birleşimi gibi; aşk, dram, macera, aksiyon, gerilim ( çok çok az da olsa), felsefe, edebiyat, bilim-kurgu gibi birçok türün karışımından oluşuyor. Durum böyle olunca okunması çok da kolay olmuyor, hava 45 derece ve kitap +5kilo olunca hiç kolay olmuyor. Öyle böyle bitirdim ve okuduğuma pişman değilim, aksine çok da memnunum!

    Kitabın ilk 450 sayfası(İlk Bölüm): Tamam, King'in uzun uzun karakterleri tanıtması alışkınız, eyvallah... Ama bu kadarı da fazla artık, bende insanım ve bu kadarı sinrimi bozuyor. İlk 100 sayfada gripin insanlara bulaşıp yavaş yavaş herkesi yiyip bitirmesi ve hafiften karakterlerin genel özelliklerini tanımamız çok güzel; ancak belli bi yerden sonra bu durum o kadar uzuyor ki, insanda okuma isteği bırakmıyor.

    450-900(2.bölüm): Bu bölümde artık nefes almaya başlıyorsunuz ve esas olaylar başlıyor. ''Kaptan Trips'' denilen bu gribe yakalanmayan insanlar dünyanın dört bir kösesinden bir araya gelmeye başlıyor; rüyalarında her biri Abagail Ana ve Randall Flagg'i görüyor. İyiler Abagail Ana'nın yanında toplanırken, kötülerde Randall Flagg'in yanında seve seve veya zorla toplanıyor. Açıkcası bu bölümün ilk başı ve sonu çok güzeldi ama ortalarda King yine uzattıkça uzatmış...

    900-1200(3.Bölüm): Bu bölüm inanılmaz bir hızla geçip gitti. King nefes aldırtmadı ve kesinlikle çok güzeldi; ancak iyi ve kötünün karşılaşması o kadar basit ve çabuk bittiki... İlk iki bölüm kesinlikle çok uzundu, bu bölümse olması gerekenden çok çok daha kısa sürdü. İlk bölümdeki fazlalıklar çıkıp, son bölüme eklense benim için kesinlikle 10/10 luk bir kitap olurdu ama, nasip değilmiş :D

    Bu kadar sözünü ettik, sizden bir ricam var: Lütfen King okumadıysanız ilk olarak bunu okumayın. Hatta yazarı aşırı düzeyde tanıdıktan sonra bu kitaba başlayın, sizin için çok çok daha iyi olacak ve aldığınız zevk kat kat artacak. ''King hiç okumadım ilk ne ile başlamalıyım'' gibi sorulara inanmıyorum, konusu hangi kitabının hoşunuza giderse alın ve onu okuyun; ancak lütfen bu kitabı biraz sonlara bırakın.

    Benden bu kadar, kendi içimde sevdiğim ve sevmediğim yerleri belirttim. Genel olarak sevmemiş gibi gözüksem de kitabı beğendim ve okuduğuma pişman değilim; ancak beklentilerim karşılanmadı.



    Durum böyle, anlatmaya çalıştıklarım umarım anlaşılmıştır ve linç tehlikem ortadan kalkmıştır.

    Saygı ve Selametle
  • Şu an yapmak istediğim, bir kitapçıya girmek ve Mahşer'i elinde tutan birinin yanına gidip; "Affedersiniz, sadece elinizde tuttuğunuzun bir destan olduğunu söylemek için vaktinizi aldım. Teşekkür ederim, iyi okumalar." demek. Başka türlü bu kadar kısa nasıl ifade edebilirim bilmiyorum. Destan kelimesini kullanmam kitabın 1216 sayfa olması değil. Sadece arka kapak açıklamasını okumanız bile elinizdekinin değerini çok iyi açıklamaya yetecek bir şey. Ayrıca, Mahşer bizlere sadece klasik bir post-apokaliptik dünya sunmuyor. Aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik değerlendirmelerle bir kıyamet senaryosu hazırlıyor. "Kaptan Trips" hakkında yeterli bilgiyi aldıktan ve salgının sayfalar aracılığıyla kanımıza işlemesinden sonra işin tamamen insancıl boyutuna dönüyoruz. Ki bu mükemmel. Mahşer'den önce ve sonra ölümcül salgınların konu alındığı birçok film yapıldı, kitap yazıldı ve teknolojinin nimetlerinden yararlanan her türlü yan dal bu hikâyeyi kullandı. Fakat hiçbiri Mahşer'in baktığı bakış açısına yaklaşamıyor benim gözümde. Elbette ortaya çıkan her yapıma göz atmış olmam mümkün değil, fakat adını iyi duyurmuş olanların çoğundan haberim var. Ayrıca kitaptan ne kadar etkilendiğime verin onu da, etkisinden kurtulamıyorum.

    Mahşer, gerçekten tüyler ürpertici. İşin içine ortak rüyalar girince ne tüyler ürpertici olmaz ki zaten? Fark ediyorsunuz ki eserde bir süre sonra endişelendiğimiz son şey salgın. Asıl endişelendiğimiz unsurun da Kara Kule ile olan bağlantısı zaten aklınızı başınızdan almaya yetiyor. Evet, Mahşer de tüm King kitapları gibi Kara Kule evreninde geçiyor. Sadece evrenin konuğu olmakla kalmıyor, büyük bir karakter ortaklığı sürüyor ortaya. İsmini Kara Adam olarak da bildiğimiz ürkütücü arkadaş Randall Flagg Kule'yi okuduysanız o kadar tanıdık gelecek ki şok etkisini atlatmak için bir bardak soğuk suya ihtiyacınız olacak. İki büyük destanı bu şekilde birleştirmek nasıl bir kalem gücüdür hala aklım almıyor. Ayrıca, Pennywise'ı da unutmamak lazım. "O", Kule ile bağlantılı olduğu için destan sayısını üçe çıkarabiliriz. Sonuçta bahsettiğimiz son eser, tüm zamanların kaleme alınmış en başarılı gerilim destanı.

    Kitaptaki karakter sayısının çokluğu her zamanki gibi kafamızı zerre karıştırmıyor. Büyük üstat King, bu gibi konuda bir karışıklık yaşayacağımız düşündüğü zaman eserinin başına bir tanıtım bölümubölümu ekliyor zaten. Mahşer'de durum böyle değil. Bir süre sonra dokunabileceğimiz kadar yakında hissedeceğimiz eşsiz karakterleri kitabın başında yeteri kadar tanıyoruz. Bu konuda da bol bol detay toparlıyoruz. Evet, King'in kalemi bu konuda biraz "ishaldir" (tamamen kendi tabiri), fakat bir kelimesi bile gereksiz değildir ve sıkmaz. Onun yerine sizi içine çeker ve bu kadar detay nasıl düşünülür onun hayretiyle baş başa bırakır. Mekan ve zaman açısından belli bir genişliğe ulaşan Mahşer'de bu hayret edilesi durum ile defalarca karşılaşacağınızı söylesem yanılmış olmam sanırım. Bu yüzden benim tavsiyem, King'in belli şeyler fazla uzattığını düşünmeyin, anlattığı hikayeler emin olun piyasada karşılaştığınız hikayelerden çok daha üstün. Bu yüzden bir ön koşullu dersmiş gibi adeta, anlatılan o hikayeye kendinizi hazırlamalısınız. Karakterleriyle konuşmayı, onları anlamayı çok iyi beceren Stephen King, bu güzel iletişimi sayesinde bizleri o hikâyeye kendi elleriyle hazırlıyor. Daha ne isteyelim?

    Mahşer'in 1994 yılında yapılmıs bir TV mini dizi uyarlaması bulunmakta. Eve kendimi atıp bu yapımı köküne kadar kurutmak için sabırsızlanıyorum, bir yandan da kitabın yarattığı etkiyi yaratamayacağından KESİNLİKLE emin olduğum için korkuyorum. Ayrıca şu anda yapım aşamasında olan bir de beyazperde uyarlaması bulunmakta. Açıkçası daha önce çok tecrübesi olmayan ve olan tecrübelerinin de daha çok romantik alanda edinmiş olan Josh Boone'un eline böyle bir gerilim destanını vermek ne kadar doğru bir karar bilmiyorum. Umarım sonuç It'de aldığımız gibi başarılı olur. Gerçi Stephen King'in çocuğu gibi önemsediği bu şaheserin yapım aşamasından dokunuşunu esirgeyeceğini sanmıyorum. Bu yüzden içim biraz daha rahat bekliyorum.

    Giriş cümlemde söylediğimi hatırlıyorsunuzdur. Şimdi lütfen bir kitapçıda yanınıza geldiğimi ve size Mahşer'i mutlaka okumanız gerektiğini söylediğimi varsayın. Mahşer yalnızca bizlere değil, Dünya edebiyatına da büyük bir hediye.
  • 1_Sapık---->Norman Bates
    2_Cinnet--->Jack Torrance
    3_Kuzuların Sessizliği--->Hannibal Lecter
    4_Karayip Korsanları--->Davy Jones
    5_Mavi Kadife--->Frank Booth
    6_Harry Potter--->Lord Voldemort
    7_Blade Runner--->Roy Batty
    8_Yüzüklerin Efendisi--->Saruman
    9_Star Wars--->Darth Vader
    10_Elm Sokağı Kabusu--->Freddy Kruguer
    11_13.Cuma--->Jason Voorhees
    12_Hallowen--->Micheal Myers
    13_Halka--->Samara
    14_O--->Pennywise
    15_Ölüm Kitabı--->Annie Wilkes
    16_Hobbit--->Azog
    17_Exorcist--->Regan Macneil
    18_Testere--->Jigsaw
    19_Evdeki Düşman--->Esther Coleman
    20_Kara Şövalye--->Joker
    21_Otomatik Portakal--->Alex
    22_Whiplash--->Terence Fletcher
    23_Leon--->Norman Stansfield
    24_X-Men--->Magneto
    25_İhtiyarlara yer yok--->Anton Chigurh
    26_Zincirsiz--->Calvin Candie
    27_Soysuzlar Çetesi--->Hans Landa
    28_Matrix--->Ajan Smith
    29_Yeşil Yol--->Percy
    30_Kayıp Kız--->Amy Dunne
    31_Gladyatör--->Commodus
    32_Esaretin Bedeli--->Müdür Norton
    33_İyi, kötü ve çirkin--->Tuco(çirkin)
    34_Ali baba ve kırk haramiler--->haramibaşı erol
    35_Tarkan viking kanı--->toro
    36_Kibat Feyzo--->Maho Ağa
    37_New York çeteleri--->Kasap Bill