Asıl iyileştiren ilişki olmakla birlikte, bu ilişkinin, terapistin kendiyle kurduğu ilişki olduğunu söylemenin zamanı geldi ve geçiyor. Düşünün: Birisi yaşamınızın içinde giderek derinleşirken aslında sizin dünyanızda kendini yeniden üretiyor. Siz, terapi adına, kendi içinizde bir yabancıyla tümleşik hale geliyor ve bunu inanç haline getiriyorsunuz. Ur taşıyıp mutlu olana rastlamış olamazsınız ama terapi gördükten sonra terapisti adına mutlu olmaya yazgılı bir dolu insan vardır çevremizde.
Gerçekten öyle mi?
İlişki iyileştirir mi? Neyi, ne adına ve nereye kadar? Hangi yönde ve kimin isteği doğrultusunda; terapistin mi yoksa karşısındakinin mi?
İlişkinin terapi ilişkisi olduğu kararını kim verecek? İlişkinin terapi ilişkisi olduğu hangi ölçütlere göre karara bağlanmıştır? Başka bir ilişkiyi terapi ilişkisinden daha farklı hale getiren özellik nasıl anlaşılır?
Bu sorular terapinin karabasanıdır.
Çünkü bir kişi terapistine kendi yaşamsal sorunu ve bilinçli veya bilinçdışı oyunuyla gider. Bu oyunu terapi ilişkisinde sosyal yaşamındaki gibi sahici biçimde oynaması kadar terapiyi süreç haline getiren, anlam katan hiçbir şey olamaz. Terapist bu oyunu gören, oyunun altındaki hüznü hisseden ve paylaşan ve de yürekli biçimde oyunu bozan kişidir. O hem sahiciydi hem de sorununa dair içgörü taşıyordu. Allah her terapiste bu kadar uygun hasta nasip etsin anlayacağınız.
Onun, hepimizin olduğu veya olabileceği gibi sorunları var. Ama temel sorunu kadınlarla olan ilişkileri. Obsesif biçimde bir başka kadınla birlikte olmak istiyor ve de kompulsif biçimde de onlarla ilişkiye giriyor. Obsesif yani saplantılı, kompulsif yani zorlantılı olduğunu söylüyoruz çünkü bu durumdan o da şikâyetçi. Hani saçma geldiği halde tüpleri kontrol eder veya çizgilere basmaz veya temiz olduğunu bildiği bir yeri tekrar tekrar temizler ya bazılarımız, işte onun gibi. Yani aslında kahramanımız bu durumundan rahatsız ve bunu çözmeye de istekli. Çünkü etik kaygılarınızı bir tarafa atabilirseniz, onun durumunun mutluluğa hayli engel oluşturacak bir sorun olduğunu görebilirsiniz. Dolayısıyla kompulsif tarzda günde yüz kez el yıkayan birinden aslında daha farklı bir durumda değil.