O sadece ifadesiz bir hüzündü. Öfkeyi tanımazdı. (Uzak bir ülkede terapi şeysi geçirmiş çünkü..) Onda rastlanan en son öfke tezahürü antolojilere girecek kıymettedir. Neden mi?
Torun torba sahibi bir nine ile feodal düzende varlık savaşı veren yeni gelin uçları arası spektrum genişliği sergileyen bir öfke başka hiçbir kulda yoktur çünkü.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Haa. Babamı gördüğüm rüyalarımı konuşuyoruz son altı seanstır. Size itiraf etmem gerekiyor. Altı haftadır neredeyse her gece babamı görüyorum."
"Demek öyle.. Oluyor bu iş.."
"Nasıl yani?"
"Babanızı görmeniz!"
"Başardığıma memnun oldum."
"Ama ben babanız değilim. Babanız yok artık!" "Babam değilsiniz. Ama baba adamsınız!"
"Ne demek bu?"
"İyisiniz yani.. Otoriter, az konuşan, sıkılırken bile onurlu ve vakur."
"....??"
"Ama babam olmadığınızı biliyorum."
"Öyle mi? Neden?
"Çünkü hem rüyalarımda yoksunuz hem de giydiğiniz donun rengini bilmiyorum!"
Bir kırk beş dakika daha bekledikten sonra Sağanak Hocanın odasındaki divandaydım, Oda karanlıktı. Sırt üstü yatmıştım. Dışarıda yağmur yağıyordu, ben ve anılarım ıslaktı. Şükürler olsun kurutup ütüleyecek birini bulmuştum. Yeterli görmemiş olmalı ki, o da biraz ıslatmaya kararlı görünüyordu. Nasıl mı anladım? İlk sorusundan:
"Rüyalarınızdan bahsedin, Özellikle ıslak olanlardan.."
"Size vadedilen toprak uzaklardadır. Cet-Leg bile olsanız gidip görün ama orada durmayın. Oradaki kullar ayrı bir mamulattır. Kendinizi bilip çöplüğünüzdeki mutluluğu azımsamayın."
Postmodern Anayasa -Yeni Ahit- Bap: Haddini Bil.