Ruht’a baktıkça gerçekten de onun tek bir öpücüğü için memnuniyetle ölüme gidebileceğini anlıyordu. Kendini Tanrı’nın çılgın aşığı olarak görüyordu, öyle ki onu şövalye ilan etseler bu kadar gurur duymazdı. Sonunda hayatının anlamını çözmüş, dünyaya neden geldiğini anlamıştı.
Ayrıca aklı da nadasa bırakılmış toprak gibiydi. Kitaplardaki soyut düşünceler açısından bütün hayatı boyunca süren bir nadastı bu, ama artık ekim yapmanın vakti gelmişti. Daha önce hiç çalışmadığı için yorulmak nedir bilmeyen zihni, şimdi kitaplardaki en küçük bilgi kırıntısını bile sünger gibi emiyordu.
Kendisini ilk kez gerçekten görüyordu. Gözleri görmek için yaratılmıştı, ama o ana dek dünyanın sürekli değişen görüntüleriyle dolu ve kendine bakmak yerine dünyaya bakmakla meşguldüler.