Benim adı konmuş veya konacak bir hastalığım yoktu. Aile dostlarımızdan Yüksel ağabeyin küçükken hiç de güzel bulmadığım kızı Duygu’yu –yani kalkık burunlu güzel doktoru– görmek için gelmiştim. Rüyadan rüyaya görüştüğüm Burcu adında bir güzel vardı tabi fakat ona da hastalık dense ülkenin açık hava tımarhanesine döneceğinden hiç şüphe yoktu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendimle ilgim kesilince diğer hastalara baktım. Kucağında su damacanasına konmuş turşuyla bekleyen, herkese “Turşu yer misin?” diye soran kasketli amcanın ileri derecede turşu ikram sendromu vardı. Küçüklüğündeki paylaşımcılık hissi onu yiyip bitiriyordu. Güzel gözlü şişman hanımın da hemen girişteki koltuğa oturmasından OAİ (Otobüste Arkaya İlerleyememe) sendromu olduğu belliydi.
“Evimiz de kitaplıklar olacak. Her gün farklı bir roman okunacak soframızda, renk renk ayraçlar kullanacağız.” dedim. İnandın. Yürüdük sahil boyunca, deniz fenerlerini, kaçak öykücüleri geçtik. El ele tutuşmadık, çekinirdin belki. İnsanların sesine tıkadık kulaklarımızı, sonra bizim olaysız öykümüz başladı.
“Ağabey bana iki öykü sar.”
“Az bekle çıkar.” Elleri yana yana tezgâha öyküleri bıraktı, üstü başı mürekkepti. Elimi uzattım “Dokunma.” dedi. Yazıcıdan yeni çıkmışlar.
“Durum mu olay mı yeğenim?” dedi.
“Olay olsun.” dedim, bu ara pek durumum yok.