Gözün içinde(retina tabakası) bir takım yapılar (fotoreseptör) vardı ve bunların içinde de bir madde (melanopsin) bulunuyordu.Bu yapılar gözler kapalı bile olsa dış ortamın parlaklığını algılayabiliyordu ve bu bilgiyi sinirler aracılığıyla beynin bir bölgesine (suprakiazmatik çekirdek ) iletiyorlardı.Bu bilgi biyolojik saatin düzenlenmesi için çok önemliydi.Buradan çıkan uyarılar da bir başka yere (epifiz) giderek melatonin hormonun salgılanmasını düzenliyordu.
Bir insanın ölümü de çok acı verici bir durumdı ama üzerinden yeterli zaman geçtiğinde unutma denilen şey gerçekleşir ve bir şekilde hayata uyum sağlanırdı.Sonuçta insan böyle bir canlıydı.Eninde sonunda unuturdu.Ama bilinmezlik...Öldü mü,yoksa hasta mı? Birilerinin eline mi düştü,ne oldu?Hiç akla gelmeyecek soruların bile düşünüldüğü bilinmezlik hali kadar nöronlara acı veren başka bir şey olamazdı.