İçinde anne olmayan her şey sendeleyip düşerdi. Anne yetişememekti. Kavuşamamaktı. Yine de beklemekti. Bir sarılısın eksikliğini yıllarca aynı göğüste taşıyıp kimseye söylememekti. Eksildikçe insanı tamamlayan yerdi. Doyurdukça sevinen, boşa gitmesin diye biriktirendi. Sabırdı. Sükûnetti. Bazen bir bohca arasından çıkan tığ işi mendildi. Bazen bir fesleğen kokusuydu. Bazen defter kenarına iliştirilmiş heceydi. Rağmen'di. Lakin'di. Fakat't. Çocukluğa açılan kapıydı. Birbirine bağlandıkça düğümlenen yutkunmaydı. Yerli yerinde duran ev, hem müstakil hem müşterek dedirtecek sığınaktı. Perdelerden koltuklara uzanan hafif bir esintiyle söylenen türküydü anne. Nakarattı. Ağıttı.