Merhaba benim güzel pikaçularım
Bugün size Almina (abla)'nın yazdığı Bir Mimoza Masalı kitabı hakkındaki yorumumla geldim.
Kitabın başları hem aşk hem de dram dolu olduğu için insanı bir anda duygu seline sürüklüyor. Bu kitabı okurken yanınızda hem peçete hem de çekirdek bulundurun derim, benden söylemesi. Gerçekten oradaymışım gibi hissettirmesi bir yana, akıcılığı ve olayların sizi içine çekmesi muhteşemdi. İlk 200 sayfayı, olaylar yavaş yavaş geliştiği için daha sakin okudum; ama sonrası… Sonrası bambaşka bir dünyaydı. Olaylar öyle bir hızlandı ki kendimi karakterlerin arasında buldum resmen.
Liza’yla birlikte ağladım, Mimoza ve Rüzgâr’ın aşkına birebir şahit oldum. Leyla ve Yağız’ın tatlı atışmalarına ise gülmekten gözümden yaş geldi . O kadar dolu dolu bir kurgu ki… Aralarındaki uyum, birbirlerine duydukları aşk, birbirlerini bu kadar iyi tanımaları… Hepsine ayrı ayrı hayran kaldım.
Her şey çok güzel giderken sonu beni şok etti . Şu an deli gibi merak içindeyim ve 2. kitabı çıksa da hemen okusam diye bekliyorum.
“Kesinlikle okumalısınız!” dediğim nadir kitaplardan biri bu.
Bir sonraki yorumda görüşürüz, kendinize çok iyi bakın.
Burada olacaksınız ama… Yoklama alacağım, ona göre.
Konusu:
Liza, büyük bir aşkla bağlı olduğu Poyraz’ıyla —namı diğer Rüzgâr’ıyla— mutluyken, ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla bir anda Almanya’da amcasının yanında bulur kendini. Ailesinin tepkisizliğinin altında ise acı bir gerçek vardır: Liza, kuzeniyle evlendirilmek için Almanya’ya getirilmiştir.
Bu sırada Rüzgâr, acı içinde olmasına rağmen Liza’nın yanına gelemez. Aradan on yıl geçtikten sonra Liza, kardeşinin isteğiyle ülkesine geri döner. Arkadaşının ısrarıyla Poyraz’ın yanına gitmeye çalışır fakat onu bulamaz; on gün boyunca otelde onu bekler.
Yorgunluktan bayıldığında Yağız