• "Bunlar, büyük şairin, helâda, yahut kırk derece ateş altında kalbine üşüşen hayal sineklerinin kazuratını pazara çıkarmak mesleğinde, küçük hokkabazlar... Gerçem sanatkârın, ruhunda ayıkladığı ve ter gibi, pislik gibi attığı süflî hayal maddeleri, bunların gıdası, sermayesidir."
  • Sevgili kardeşlerim.
    buraya size, beyaz adama meydan okuduğumu söylemeye geldim.
    beyaz adamı, dünyadaki en büyük katil olmakla suçluyorum.
    beyaz adamı, dünyadaki en büyük köle tüccarı olmakla suçluyorum!
    bu dünyada beyaz adamın gittiği hiçbir yerde barış ve huzur görülmemiştir.
    gittiği her yeri cehenneme çevirdi.
    gittiği her yere yıkım götürdü.
    onu bu yüzden suçluyorum. onu, dünyadaki en büyük insan taciri olmakla suçluyorum.
    onu, dünyadaki en büyük katil olmakla suçluyorum!
    bu dünyadaki en büyük hırsız ve zalim olmakla suçluyorum!
    beyaz adamı dünyadaki en büyük hain olmakla suçluyorum!
    dünyadaki en büyük sarhoş ve pislik olmakla!
    suçlamaları reddedemez.
    suçunu inkar edemez!bu suçların kanıtlarıyla yaşıyoruz!
    siz de, ben de kanıtız.
    siz amerikalı değil,amerika'nın kurbanlarısınız!
    buraya gelmek sizin seçiminiz değildi.
    siz, siyah adam ve siyah kadınlar, "bizi alın da amerika'yı birlikte inşa edelim." demediniz.
    size, "zenci, gemiye bin,seni amerika'nın inşası için götüreceğim." denildi.
    burada doğmak sizi bir amerikalı yapmaz.
    ben amerikalı değilim.siz amerikalı değilsiniz.
    siz amerika'nın kurbanı olan, 22 milyon siyah insandan birisiniz.
    siz ve ben,biz hiç demokrasi görmedik.
    georgia'daki pamuk tarlalarında demokrasi görmedik.
    burada demokrasi yok.
    harlem sokaklarında, brooklyn sokaklarında, detroit sokaklarında,
    ve chicago'da demokrasi görüyor musunuz.
    burada demokrasi yok.hiç demokrasi görmedik!
    tüm gördüğümüz ikiyüzlülük!
    biz bir amerikan rüyası görmüyoruz.
    yalnızca amerikan kabusunu yaşıyoruz.
  • Öncelikle bütün romanı bu tarz bir anlatımla sürdüren bir yazarla ilk defa karşılaşıyorum.
    Ne yalan söyleyeyim çok ama çok hoşuma gitti .
    Acaba yazar diğer romanlarınıda mı böyle yazıyor merak ettim .
    Örnek vermek gerekirse, kitabın ilk sayfasında "12 Eylül, günlerden cuma , saat neredeyse dörde yirmi var , sen Villa Blanca'daki evinden çıkıyorsun. Cümlesi ile başlıyor.
    Ve son sayfada şöyle bir cümle var: "Taksi babamların evinin önünde durduğunda sen inmeyeceğini, o gece uyumak için kendi evine gideceğini söyledin. " ve tüm kitap böyle akıyor.
    Genelde günümüz yazarları yerine geçmişte yaşamış yazarları okumayı daha çok seviyorum.
    1986 doğumlu olan bu yazar özel bir beceriye sahip ve ilk başta ön yargılı yaklaşsam bile ilgimi çekmeyi başardı
    ( Bir paragrafda kitabı tercüme eden Serdar Çelik'in için açmak gerekir, harika bir tercüme. )
    Konu ve anlatım çok güzel ama ısınamadığım bölüm, iki kardeşin ortak gördüğü rüyalar , tamam derinliği var , ilginç şeyler yakalıyorsunuz ancak insanın içi sıkılıyor sanırım biraz fazla uzatmış.
    Bir an düşündüm de rüyalardan yola çıkarak kitap yazmak ne kolay. Aklına gelen kurguyu yap ve birden saçmala kimse bir şey diyemez ki neticede bu bir rüya ! . Bir mesaj vermek istiyorsun tamam önce okuyucu neydi bu ? diyor , ancak kitaptaki gibi rüya anlatımları (pek sempatik olmayan,kan, pislik,bok, larvalar, solucanlar ,kesilen bacaklar ile dolu olunca) sıkmaya başlıyor.
    Ancak net olarak söylüyorum ,kitabı çok beğendim bayağı sürükleyicidi. Tavsiye ediyorum .
  • Girme şu alçakların hizmetine:
    Konma sinek gibi pislik üstüne.
    İki günde bir somun ye, ne olur!
    Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.
    Ömer Hayyam
    Sayfa 24 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • Her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.
  • İşler kötü, hem de çok kötü: Pislik, bulantı içimi doldurmuş.
  • Kitap bitti benim de kafa oldu kazan!! Niye mi?? Kitap baştan sona konuşma da ondan!! İnsan bi soluklanır az bi betimleme yapar yaw!! diyalogların ardı arkası kesilmiyor. .vir vir vir... baştan sona.. yoruldum vallahi..

    Bu Cemilelerle hiç anlaşamayacağız galiba.. Aytmatov'un Cemilesini de hiç sevmemiştim.. dediler ki Orhan Kemal in Cemilesini oku güzel.. yok yahu bu da ondan atarlı çıktı :)) Bu Cemileler hep mi böyle acep..ağızlarında laf hazır.. biri laf etmeye görsün hemen yapıştııır..beşine beş, beş de ziyade .. Daha başka bi yazardan Cemile demeyin sakın okumam artık !! :)

    Olay mahalli bu sefer Adana efenim.. Cemilemin gezdiği yollar meeeşeeeliii... değil tabi.. bildiğiniz çamur çaylak.. fakırlık.. diz boyu.. fabrikada tütün sarar sanki kendi içer gibi.. değil :)) tabii .. pambık fabrikasında iplikçi bizim kız.. Kitabın adından sakın aldanmayın ha sürekli Cemile memile aşk meşk falan anlatılmıyor.. ortam bildiğiniz Hanımın çitliği.. yada lingonun ahırı mı desem :)) yenilerde başlayan buna benzer bi dizi daha var ''Bir zamanlar Çukurova'' .. Çukurova olur da son sistem kültürlü bi ağa ve o ağanın etrafındaki marabalar olmaz mı.. Bu marabalarda da her pislik var.. Pislik derken hak huk bol balgamlı tükürük en basitleri :) kız kaçırma falan fıstık.. cahal bi ortak var bu son sistem kültürlü ağamızın elinden tutup ortak yaptığı.. bi de İtalyan mühendis.. bu ekmek yediği tekneye birilerinin gazıyla pisleyen yani dokuma tezgahının makinesine sistemli şekilde zımpara tozu koyarak habire ip kopartıp dokumayı bozarak suçu İtalyan mühendise atan ve kitabın sonunda ağamızın ağzına tükürdükleri tipler..
    ulan açsınız işte adam gibi çalışınsana..
    ne pislik yapıyonuz !!!!
    elin İtalyanını salak mı sandınız diyonuz tabi :))
    günün sonunda kuyruklarını kıstırıp tekrar bizi alın işe diye yalvarsalar da onları gaza getiren tipin kahvesini dağıtsalar da İstanbuldan İzmirden geldi bi kere diğer işçiler !! alemin akıllıları siz miydiniz diye alayının ağzına tükürdü ağa :))

    Cemileyi de kaçıramadılar..
    Spoilerin de dibine vurdum bu arada :))))
    daha da okumam bi daha Cemile memile :))