Sonucunda şimdiki kendisini var edecek, bugünkü İvan İlyiç’i oluşturacak şey başladığı anda, bir zamanlar mutlu eden, güzel diye nitelendirdiği her şey toz gibi dağılıp gidiyor, hiçe dönüşüyor, hatta çoğunlukla bayağılaşıyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bugünse, sorgu yargıcı olarak İvan İlyiç en önemli, en burnu büyük, en gururlu insanlar da dahil, ayrıcalıksız herkesi huzuruna getirebilirdi; malum başlıklı bir kağıda belli bir iki cümleyi yazdığında en burnundan kıl aldırmaz kişiler, sanık ya da tanık olarak huzuruna gelmek ve o izin verene dek karşısında ayakta dikilerek sorduğu sorulara yanıt vermek zorundaydılar. Fakat İvan İlyiç bu gücünü hiçbir zaman kötüye kullanmadığı gibi, tersine her zaman yumuşak görünmeye özen gösterdi ancak böyle bir güce sahip olduğunu ve bu gücü istediği zaman istediği kadar yumuşatmanın kendi elinde olduğunu bilmek İvan İlyiç için yeni görevinin en çekici yanını oluşturuyordu.
Aslında her şey, gerçekte o kadar zengin olmadıkları halde zenginlere benzemek isteyen, bu yüzden de ancak birbirlerine benzeyebilen insanlarınki gibiydi.
Başımdan hiçbir serüven geçmedi. Hikayeler, olaylar, kazalar ne isterseniz var bende. Ama serüven yok. Bu sözcüklerle ilgili bir mesele değil, şimdi anlıyorum. Farkında olmadan, her şeyden daha fazla bağlandığım bir şey vardı. Aşk değildi bu, tanrı da ün de zenginlik de. Şeydi bu… Belli başlı anlarda hayatımın zor rastlanır, değerli bir nitelik kazanabileceğini hayal etmiştim. Olağanüstü durumlara gerek yoktu: Bütün istediğim biraz kesinlikti.