Yaşamdaki en önemli şey kazanmak değildir. Bunu her insan yapabilir. Asıl önemli olan, kayıplarımızdan neler kazanabileceğimizdir. Bu da zeka ister. Bir bilgeyle aptalı ayıran da budur.
Hayat boyu hayvan peşinde koşturmak ve bunları mideye indirmek aslında pek de hoşlarına giden bir meşgale değildir, üstelik bunu yaptıkları her gün biraz daha onlara benzerler; fakat heyhat! Elden ne gelir! Krallar gibi yaşadıklarını sanır bu bedbahtlar. Bina dikme sevdasına kapılanların durumu da bunlardan pek farklı değildir.
Budalalığa en yakın zanaatlar en kutlu olanlardır. Bu mantıkla hareket edildiğinde de nereye varılır? Kim doğanın uyarıcı sesine kulak verip de hiçbir bilime bulaşmamış ise aranızda en bahtiyar olan odur.
Kafaya isabet eden bir taş aman evlerden ırak! Peki ya hakaret, onur kırma, rezalet ve paylama? Bunlar insana hissedildiği oranda acı verir, hissedilmiyorsa fena şeyler değildir. İsterse bütün halk insanı ıslıkla aşağılasın, o kendini alkışlamakla meşgulse ne zararı var bunun? Bu başarıyı neye borçlu peki ? Budalalığa tabii ki.
Bulutlar ve fikirler üzerine kafa patlatırken, bitin ayağını ölçerken, sivrisineğin çıkardığı sesin gürlüğüne şaşıp kalabilirken gündelik hayatın üstesinden gelmekte işine yarayacak temel bilgileri edinmeyi unuttu.