Karakterimde zamanla ilgili bir kavrayış sorunu var. Daha doğrusu kavrayamayış sorunu... Üstelik dönüp bundan yirmi yıl öncesine bakıyorum, hep aynı durum; ben zamanın geçtiğini algılayamıyorum. Sanki zamanda askıda duruyorum. Bu yüzden karakterimin bir başka sorunu ortaya çıkıyor; ertelemek. Daha çok vakit var, sonra kişisel gelişime başlarım; daha çok vakit var, sonra evlenirim; daha çok vakit var, sonra çocuk yaparım; daha çok vakit var, daha çok vakit var. Şu an da dâhil bana hep daha çok vakit var gibi geliyor.
Bu zamanı reddetme huyum, yani içgüdüsel olarak zamanın geçiciliğine takılmamak, zamanın izleri ile baş etmek konusunda takıntılı olarak araştırma yapmama sebep oldu. Sürekli ertele- diğim "şimdi", zamanın biyolojik izlerini okuma ve onlarla baş etme arzumu tetikledi. Bu sebeple yirmi beş yılı aşkın süredir ben şu sorunun cevabını arıyorum; Zaman nasıl yavaşlatılır?
Kulakları letafet ve iltifat dolu lakırdılar eden dalkavuklar dışında herkese kapalıdır. Hükümdarın duygu dünyasını zedeleyecek, ona gölge düşürecek en ufak edepsizliğe fırsat tanınmaz. Av peşinde koşturunca, beygir besleyince, kurum ve makamları paraya tamah ederek peşkeş çekince, halkı soyup soğana çevirmek üzere yepyeni yöntemler keşfeden bir mekanizma besleyince ve dahi dalkavukluk kurumunu ayakta tutunca hükümdarlık görevlerini layığıyla yerine getirdiğini sanır bu egemen takımı. Ama gayet mahir biçimde, üstelik uydurma hukuki dayanaklar marifetiyle. Böyle davranırlar ki, en aleni haksızlık dahi bir ölçüde adalet paravanasının ardında kalsın.
Kendilerine dini bütün biraderler ya da keşişler dedirten insanlar da bunlardan daha az mesut bir hayat sürmez. Belirtmekte fayda var: Bu iki isim de yanlıştır aslında, zira önemli bir kısmı hiç de dini bütün değildir.
Yaşamdaki en önemli şey kazanmak değildir. Bunu her insan yapabilir. Asıl önemli olan, kayıplarımızdan neler kazanabileceğimizdir. Bu da zeka ister. Bir bilgeyle aptalı ayıran da budur.