Günümüz dünyasında uluslararası kurum ve kuruluşlar neredeyse yok sayılmakta, kuralların yerini güç almaktadır. Gücü elinde bulunduranlar adeta güç zehirlenmesi yaşamakta ve tüm dünyaya meydan okumaktadırlar. Bu zalim kişiler menfaatleri doğrultusunda istedikleri ülkelere saldırmakta, binlerce masum insanın ölümüne neden olmaktadırlar. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu bu vahşi dünya düzeninde çatışmalar ve savaşlar kaçınılmaz hale gelmekte, insan hakları ihlal edilmektedir.
Bunlarla birlikte insani ve ahlaki değerler erozyona uğramakta, ahlaki çöküş gittikçe derinleşmektedir. Suç ve suçlu sayısında ciddi artışlar yaşanmakta, insan hayatı hiçe sayılmaktadır. Haram ve helal önemini yitirmekte, sevgi ve saygı azalmaktadır. Gösterişe ve şatafata daha çok önem verilmekte, bilinçsiz tüketim ve israf gittikçe artmaktadır. Doğaya ve çevreye büyük zararlar verilmekte, ekosistem bozulmaktadır.
Siyaset millet için değil, menfaat elde etmek için yapılmaktadır. Adalet yasalara göre değil, emir ve talimatlara göre dağıtılmakta, adil olmayan kararlar alınmaktadır. Atama ve görevlendirmelerde liyakat göz ardı edilmekte, sadakat öne çıkmaktadır. Rüşvet ve yolsuzluk çığ gibi büyümektedir. Hakka değil, kula kulluk edilmektedir. İtirazın yerini, itaat ve biat almaktadır. Doğruya yanlış, yanlışa doğru denilmektedir. Çıkarları korumak için her yol mübah sayılmakta, milli ve manevi değerler oldukça fazla istismar edilmektedir.
İnsanlar ayrıştırılmakta ve ötekileştirilmektedir. Hoşgörü iklimi yerini korku iklimine bırakmaktadır. Toplumun temelini oluşturan aileler dağılmakta, kardeşler arasına nifak sokulmakta, akraba ve komşuluk ilişkileri gitgide zayıflamaktadır. İnsanların birbirlerine olanı güveni azalmakta, yardımlaşma duygusu yok olmaktadır. Değer yargılarımızı, örf ve adetlerimizi