Her ruh, kendi gelişmişliğinin kaderini yaşar.  Mevlânâ istediğin bir şey olursa bir hayır, olmazsa bir hayır ara Sayfa 122
1000Kitap
Hani her temas iz bırakırdı?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsana en büyük soru kendisidir, hiç bitmeyecek uğraşı —yine kendisidir. Plotinus, “Kendi heykelini yontmaya devam et.” Michelangelo, “Hala öğreniyorum!” İsmet Özel, “Hala kendimi yola getirmekle uğraşıyorum.” Kierkegaard, “Kendi olma uğraşı hiç tamamlanır mı?”
Her ruh, bizzat hayranlıkla seyrettiği şeydir ve seyrettiği şeye dönüşür..
1000Kitap
"Her ruh bizzat temaşa ettiği şeydir ve temaşa ettiği şeye dö­nüşür." Plotinos Ya Da Bakışın Saflığı
Teistik Dinlerde Birey-Tanrı İlişki Biçimleri İnsan aklının en eski ve en yaygın uğraşlarından biri olan din, sadece toplumsal ya da tarihsel bir görüngü olmayıp, çok sayıdaki insan için oldukça kişisel bir ilgili alanıdır. İnançlar, ilk dini deneyimlere belirli kalıplar giydirilerek kurallara bağlanmış ve dogma haline getirilmiş biçimleridir. Her inanç, ya görünür bir nesnenin niteliği ya da görünmeyen bir varlığın etkisiyle (numinous)2 ilgili bir deneyime ve deneyimlenmiş bu etki sonucunda bilincin özel bir şekilde değişiklik geçirmesi beklentisine duyulan güven ve bağlılığa dayanır (Jung, 1998, p. 3, 7). Dini deneyim kavramı, geniş anlamda, bir kimsenin dini yaşantısında karşılaştığı herhangi bir deneyim için kullanılabilir. Bu kavramın yaygın felsefi kullanımı, bireyi Tanrı’nın varlığını bir şekilde fark ettiren deneyimle sınırlandırılabilir (Reçber, 2004, p. 89). Batı’da, Kant’ın dini bilgiyi numen (kendinde şey) olarak değerlendirmesiyle başlayan süreçte dini deneyim, eleştirilip reddedilen Tanrı’nın varlığı konusundaki geleneksel kanıtlamalara göre daha çok ön plana çıkarılmış ve din epistemolojinde önemli bir yere sahip olmaya başlamıştır (Aktaran; Reçber, 2004, p. 91). Tanrı problemine verilecek nihaî cevap ne olursa olsun, Tanrının bilimsel olarak gözlemlenebilen bir varlık olmadığı hususunda bir görüş birliği söz konusudur. Bilimsel sorular, belirli şeylerin gerçek durumlarının ‘ne olduğu’na dair bilgi ile ilgilidir. Ancak, Tanrı kavramı, bilimsel bir kavramın tersine, bir varoluş problemi olarak, belli bir varlığın ‘niçin varolduğu’ ile ilgili olmuştur. Dolayısıyla, hiçbir olgu Tanrı kavramına bir açıklık getirememektedir. Tanrı, sınanabilir ve yanlışlanabilir deneysel bilgi alanına girmediği için, bilimsel olarak da kavranamazdır. Bu nedenle teoloji,
1000Kitap