Nasıl güneş ışığı seçici değilse, sevgi de seçici değildir. O tek bir insanı özel hale getirmez. O bir insanı seçip de diğerlerini dışlamaz . Dışlayıcı sevgi Tanrı sevgisi değil, ego sevgisidir.
Sevginin gelişebilmesi için, mevcudiyet ışığınızın yeterince güçlü olması gerekir ki artık “düşünen” ya da acı-bedeni tarafından ele geçirilmeyin ve onları kendiniz sanmayın. Kendinizi düşünenin altındaki “Var”lık , zihinsel gürültünün altındaki sessizlik, acının altındaki sevgi ve sevinç olarak tanıyıp bilmek özgürlüktür, kurtuluştur, aydınlanmadır. Acı-bedeni ile özdeşleşmeyi bırakmak, acıya mevcudiyet getirmek ve böylece onu dönüşüme uğratmaktır. Düşünme ile özdeşleşmeyi bırakmak , düşüncelerinizin ve davranışınızın , özellikle de zihninizin tekrarlanan kalıplarının ve egonun oynadığı rollerin sessiz izleyicisi olmaktır. Eğer siz ona benlik yatırımı yapmayı, onu benliğiniz sanmayı bırakırsanız, zihin zorlayıcı niteliğini yitirir, ki bu zorlayıcı nitelik temelde yargılamaya zorlanma ve böylece olana direnmedir ve bu da çatışma, dram acı yaratır.
Her bağımlılık kendi acınızla yüzleşip onu aşmayı bilinçsiz olarak reddetmekten kaynaklanır. Siz acınızı örtmek için bir şeyi ya da birini kullanmaktasınızdır. Böylelikle Acı ve mutsuzluğa neden olan kurulan ilişkiler değildir. Onlar sizin içinizde zaten bulunan acı ve mutsuzluğu ortaya çıkarır. Çoğu insanın daima şimdiki andan kaçmaya çalışıp kurtuluşu gelecekte aramasının bir nedeni budur. Eğer onlar dikkatlerini Şimdi’de odaklasalardı karşılaşabilecekleri ilk şey kendi acılarıdır ve onların korktukları şey budur.
Bağışlama yakınmayı bırakmak ve böylece üzüntüyü bırakmaktır. Bağışlama, yaşama direnmemek yaşamın içinizden akmasına izin vermektir. Bunun aksi ise acı ve ıstırap, yaşam enerjisi akışının büyük ölçüde kısıtlanması ve genel sonucu fiziksel hastalıklardır. İşte bu yüzden İsa , “Tapınağa girmeden önce , bağışlayın” demiştir.