Pınar

Pınar
@pnar_karaoglu
 “Dost istersen Allah yeter. Yârân istersen Kur’an yeter. Nasihat istersen ölüm yeter."
Huzur kelimesi Arapça kökenli “ḥuḍūr” (حضور) kökünden gelir — “hazır olmak”, “orada bulunmak” anlamında. Yani huzur, anda ve kendinde olma hâlidir. Huzur, bir şeylerin eksiksiz olması değil; içteki dağınıklığın, aceleciliğin, korkunun ve kontrol çabasının sakinleşmesidir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
💡Fitne Zamanlarında Kalp Sabrının ve Hakka Olan Bağlılığın Önemi ﹏İnsanlar arasında öyle kimseler vardır ki, sapıklık içinde dolaşır ve gerçeği perdeleyen delilleriyle hakkı tartışmaya kalkışırlar. Onlar, batılı doğru göstermeye ve hakkı karalamaya çalışırlar. Oysa kendileri büyük cahillerdir ve hiçbir doğru bilgiye sahip değillerdir. Sahip oldukları azıcık bilgiyi ise, sadece sapmış önderlerine ve isyankâr şeytanlara körü körüne uymakla elde etmişlerdir. O önderler ki, Allah’a ve O’nun elçilerine sırt çevirmiş, insanları Cehennem ateşine çağıran liderlere dönüşmüşlerdir. 📎P.S; Allah’ın mazharı bizlere olsun, bu yerde imam Ahmed'in Allah ona rahmet etsin hakîmâne şu ibaresini hatırlatmak isterim ..↷↷↷ ☑️ İşte İslam'ın ilk dönemlerinde yaşanan zorluklar ve bu zorluklar karşısında gösterilen sabır ve direncin örneklerininden; ⊶⊷⊶⊷⊶⊷⊶⊷❍⊶⊷⊶⊷⊶⊷⊶⊷ قيل للإمام أحمد بن حنبل رحمه الله في زمن الفتنة:  ✎Fitne zamanında imam Ahmed bin Hanbel'e رحمه الله denildi ki : ألم تر كيف انتصر الباطل على الحق؟ فقال أحمد: كلا، مادامت القلوب ثابتة فالحق هو المنتصر. -Görmüyor musun batılın hakka nasıl galip geldiğini? İmam Ahmed rahimehullah cevaben; Asla görmüyorum, kalpler istikamet üzere olduğu müddetçe, Hak galip olandır. المدخل ٤٠٠/١ / el-Medhal, 400.1
İmam Gazzâlî (r.a)
“Er kişiysen görevini başar; lezzetin, zevkin peşinden hayvan da koşar.”
İmam Malik(r.a)
“Allah’ın kitabını ve Rasulullah’ın (sav) hadislerinin (tamamını) inceledim. Faizden daha beter bir şey görmedim. Zira faize bulaşana Allah harp ilan etmiştir.” (el-Câmi li-ahkâmi’l-Kur’ân, 4/405)