Paulo Coelho'nun Simyacı'sını tekrar tekrar fethetmiş, o zamanlar kapılıp gittiğim Coelho rüzgarlarında şimdi çok manasız bulduğum Işığın Savaşçısının El Kitabını' da alıp okumuştum. Şu sıralar ölüm ve din hakkında çok okuyup araştırıyorum, bu yüzden bu kitabı okumak için iyi bir zaman olduğunu düşündüm.
Ben o hepimizin bildiği insanlardanım: Kitap okurken bol bol kurşun kalemle cümlelerin altını çizmeyi seven türden. Eskiden okuduğum bir kitabı açtığımda "Bu cümleyi o zamanlar çok sevmişim." diye düşünmek bana küçük çaplı bir nostalji yaşatır, hani aynı nehirde iki defa yıkanmayız ya, nehrin o anında kim olduğumu hatırlarım. Bazen "Bundan mı etkilenmişim!" demek, bazen o cümlenin aynı ilk okuduğum andaki kadar zihnime sirayet etmesi beni etkiler.
Bu kitap bana özellikle sonlara doğru "İnsanlar sosyal medyada yazdıklarımı paylaşsın, bol bol altını çizsinler." diye yazılmış izlenimi verdi. Kitabı son derece yapmacık ve gerçeklikten uzak buldum. Kitapta bolca deli güzellemesi yapılıyor ve dahi olan herkesin deli olduğu gibi o son derece popüler kültür uydurması cümleler geçiyor. Kitap üç beş psikoloji kitabının sayfası karıştırılarak yazılmış, kitabın her yerinde "psikolojik tespitler" olmasına rağmen hastanenin psikiyatristi Dr. İgor, Freud'dan "Avusturalyalı hekimin biri" diye bahsediyor. Sanırım kitabın yapmacıklaşması bende tam olarak burada başladı.
Kitapta herkes öğüt veriyor, herkes felsefik konuşuyor, herkes dahice olduğunu düşündüğü şeyler söylüyor, tüm dahiler deli ya çünkü, tüm deliler de dahi yani, eğer bilmiyorsanız :) Kitapta birtakım anarşizm güzellemeleri de var, yine tespitler havada uçuşuyor. Bir yerde hikayede hiç görmediğimiz kadının astral seyahat tecrübesinden bahsediliyor, bağlamdan tamamen kopuk bir bölüm, sırf spiritüelizm vurgusu yapılmak