Daima bir şeyleri bekliyoruz. Ne kadar küçük, ne kadar önemsiz görünürse görünsün. Sürekli bir bekleyiş. Kovaladığımız o havuç. Olursa diye isim listeleri. Olur ya
fiziksel bir agriniz varsa içinde bulunduğunuz anla daha sıkı bir ilişki kurmak zorunda kalırsınız. Buram ağrıyor, şuram acıyor, üşüyorum, açım, tuvaletim geldi, gözlerim kapanıyor, orada bulundugunuz her an ve her saniye baskın gelen düşüncelerdir. Agrinız arttığında içinde bulunduğunuz an gevşer. İyileşme başladığında, yavaş yavaş toparlandığınızda bir pencere, içinden başka bir zamana, geleceğe yolculuk edebileceğiniz küçük bir çerçeve açılır. Yağan yağmura rağmen orada geçirdiğim süre boyunca güneş açtığında yapmak istediğim şeyleri hayal ettim. Düşüşler bize o pencereleri açmak için var nasıl olsa. Daha korkunç bir pencereye de açılabilirler ama kuyunun dibi ne kadar karanlıksa ışık o kadar keskindir. Bense sık sık daha önce cesaret edemediğim şeyleri yapmayı düşünüyor
dum ve pencerem buydu. Jonas'ı tanıdığımda o pencereden tüm ağırlığımla bıraktım kendimi
ben onceden kim olmadigimi ogrenmek icin baskalari olmak isterdim. daha sonra anladim ki ben zaten baskalari olmustum ve bu kolaydi. en buyuk deneyimim baskalarinin baskasi olmak olurdu: baskalarinin baskasi benim.