Siz Hangi Tür Babasınız...
👨‍👦Kral Baba, Kaya Baba, Yok Baba, Koşullu Seven Baba, Korkuluk Baba… Siz hangi tür babasınız? Babalar kızlarına kendileriyle, erkeklerle ve dünyayla kuracakları ilişkiyi şekillendiren nasıl bir psikolojik bir miras aktarır? Bir kız çocuğunun kendisiyle ilgili kurduğu hikâyenin önemli karakterlerinden biri babasıdır. Kız çocukları babalarında yalnızca kendilerini koruyan, ihtiyaçlarını karşılayan ya da kuralları koyan kişiyi görmezler. Erkeklerin nasıl sevdiklerini, gücü nasıl kullandıklarını, öfkelerini nasıl ifade ettiklerini, kadınlara nasıl davrandıklarını ve ilişkilerde nasıl yer aldıklarını da büyük ölçüde babalarını gözlemleyerek öğrenirler. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca aile içindeki duygusal bağlardan biri değildir; bir kız çocuğunun kendisiyle, erkeklerle ve dünyayla kuracağı ilişkinin şekillenmesinde önemli rol oynayan psikolojik bir gelişim alanıdır. Bir baba kızına yalnızca soyadını, yaşam koşullarını ya da maddi imkânlarını bırakmaz. Aynı zamanda görünmez bir miras da aktarır. Kızının hata yaptığında kendisini ne kadar affedebileceğini, ne kadar değerli hissedeceğini, ilişkilerde nasıl bir sevgi bekleyeceğini, otorite karşısında nasıl davranacağını ve hayatta ne kadar yer kaplayabileceğini etkileyen birçok mesaj bu ilişkinin içinde şekillenir. Bazen bu mesajlar açıkça söylenir; bazen de yıllar boyunca tekrar eden küçük davranışların, bakışların, sessizliklerin ve duygusal tepkilerin içinde aktarılır. Bu nedenle baba-kız ilişkisi yalnızca çocukluk yıllarına ait bir hikâye değildir. Babalar kızlarının iç dünyasında çoğu zaman onlar büyüdükten sonra da yaşamaya devam ederler. Bir kadının kendisine söylediği cesaret verici cümlelerde de yetersizlik hissettiği anlarda zihninde yükselen eleştirel seste de bazen babasının izleri bulunabilir. Bu
Makale|Yazı
Şehit PÖH Emre ALBAYRAK'ın eşi İrem ALBAYRAK'tan.
Canımın içi Emre’mle 2016 senesinde dershanede tanıştık. Lise bitmiş mezuna kalmışız. Dershanenin ilk dönemi Emre üç arkadaşıyla birlikte bir sınıfta duruyordu ben de önlerinden geçtim. O sırada Emre gözünü ayırmadan bana bakıyordu bir şey diyecekmiş gibi. Tabii o zamanlar yaş 17-18. Ben de önünden geçerken ne bakıyorsun diye tersleyerek sınıfa gittim. O da peşimden geldi, ders zili çalmamış Emre de geldi bir bakar mısın diyerek sınıftan çıkardı beni konuşmak için. Ben de gittim sonra dedi ki benim de bacım var eğer rahatsız ettiysem bir daha bakmam dedi. O ana kadar hep ters davranıyordum öyle deyince ne kibar ne şerefli bir çocuk diye oracıkta aşık olmuştum akşam hemen anneme anlatmıştım. O sırada Emre hiç bana bakmıyor bu kez ben sürekli bana baksın diye ona bakıyorum derken meğer o sırada o da sınav listelerinden sınıf listemden adımı soyadımı arıyormuş meğer hala. Daha birbirimizin adını da bilmiyorduk birbirimizi sevdiğimizde. O zamanlar instagram kullanıyoruz ben de bir umut belki hesabımı bulur diye herkese açık bir hesap kullandım şarkılar atıyordum hikayeme. Sonra bir gün fake bir hesap mesaj attı benimle konuşmak istedi. Konuşma akışında neden kendi hesabından yazmadığını sorduğumda polis olmak istiyorum arkamda birini bırakmak istemiyorum demişti bu şekilde uzak tuttu kendini bir süre. Sonra kendi hesabından mesaj attı derken tanıştık görüşmeye başladık. Her teneffüs beraberiz, sınıflarımız ayrı olduğu için hocalardan izinler alarak aynı sınıfa geçmiştik. Bu arada sonradan anlatıyordu bana Emre, daha tanışmadan adımızı bile bilmiyorken annesini dershanenin önüne getirmiş bak sevdiğim kız bu evleneceğim kızı buldum diye göstermiş. Velhasıl ilk dönem ygs sınavı vardı Emre ders çalışmayı sevmezdi hep benim için geldiğini söylerdi dershaneye. Ama çok akıllıydı
Reklam
Çocuklar Neden Yapay Zekâya Dert Anlatıyor?
🙍‍♂️Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor. Bazı köşe yazılarını bir kez okur geçerim. Gazeteleri kâğıttan okuduğumuz, dijital dönüşüm öncesinde klasik habercilik reflekslerinin son güçlü dönemi olan o güzel yıllarda, Radikal ve Referans’taki bazı köşe yazılarını ise kesip dosyaladığım olmuştur. Dönüp dönüp yeniden okuyayım diye… Geçen gün Financial Times’tan Simon Kuper’in Gazete Oksijen’de Türkçe çevirisiyle yayımlanan bir köşe yazısı (“Ebeveynlik bu muymuş?”), bende tam da o nostaljik hissi yeniden doğurdu: “Bugünkü ebeveynler telefonlara hazırlıklı. Bizim kobay jenerasyonla yaptığımız hatalardan ders aldılar. Dünya genelinde sosyal medyayı çocuklara yasaklamaya ve okullara telefon sokmamaya yönelik önlemler var. Bugünkü ebeveynleri gafil avlayan ise yapay zekâ,” diyor Kuper bu yazıda. Altını kalın kalın çizip duvara asmayı hak eden bir tespit, değil mi? Evet, yetişkinler olarak gafil avlandık. Herkes birbirine bu konuda akıl veriyor; kendi deneyimini paylaşıyor. Kimisi “modern ebeveynlik” kisvesi altında, kimisi umursamaz, kimisi aşırı korumacı, kimisi sonsuz endişeli... Çocuklar ve yapay zekâ kullanımı tartışması, çok katmanlı ve tek bir doğru cevabı olmayan bir alan. Tabletler, akıllı telefonlar ve yapay zekâ sohbet botları artık çocukların gündelik yaşantısının bir parçası. İçlerinden YouTuber’lar çıkıyor, kod yazabiliyorlar, çünkü dijital dönüşümün içine doğdular. __Bir yandan
Makale|Yazı
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, çocukluk dünyasını oyuncaklar üzerinden tanımlama çabasıdır. Oysa hakiki oyun, bir nesnenin ona atfedilen işlevinde değil, o nesnenin ötesine geçebilme potansiyelinde saklıdır. Çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren edilgen bir tüketici değil, aktif bir anlam kurucudur. Bir nesne, ona biçilen tanım ile sınırlandığında ölüdür. Bir tencere kapağı sadece yemek pişirme aracı olarak kaldığı sürece, potansiyelinden koparılmış demektir. Çocuk ise, o kapağı eline aldığı an, yetişkinlerin üzerine inşa ettiği o katı gerçeklik duvarını yıkar. Kapak, artık bir direksiyon; kaşık, bir asadır. Bu bir hayal kurma eylemi değil, bir varoluşsal yeniden tanımlama sürecidir. Çocuk, nesneyi işlevinden azat ederek onu kendi hayal dünyasının bir parçası haline getirir. "Hazır" oyuncakların sunduğu dünya ise, aslında bir kısıtlamadır. Pilli, ışıklı, kendi kendine hareket eden veya tek bir amaca hizmet eden oyuncaklar, çocuğun zihnine bir "kullanım kılavuzu" dayatır. Bu durum, çocuğun problem çözme yetisini köreltir; çünkü çocuk, bir nesnenin ona ne yapacağını söylemesini değil, kendisinin o nesneye ne yapabileceğini deneyimlemek ister. Hazır oyuncak, çocuğu oyunun öznesi olmaktan çıkarıp, oyunun nesnesi haline getirir. Oysa bir değnek, hiçbir şey vaat etmediği için her şey olabilir; bir robot ise her şeyi vaat ettiği için aslında hiçbir şey değildir. Çocuğun çözüm üreten doğası, hayatta kalma ve dünyayı anlamlandırma içgüdüsünün bir tezahürüdür. Elindeki kaşığı bir yere vurarak sesin fiziksel karşılığını arayan, onu başka bir şeye dönüştürerek simgesel bir dünya kuran çocuk, aslında kendi gerçekliğini inşa eden küçük bir mimardır. Onun için önemli olan nesnenin değeri değil, o nesnenin yarattığı dönüşüm heyecanıdır. Modern ebeveynlik pratikleri, bu
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri, çocukluk dünyasını "oyuncaklar" üzerinden tanımlama çabasıdır. Oysa hakiki oyun, bir nesnenin ona atfedilen işlevinde değil, o nesnenin ötesine geçebilme potansiyelinde saklıdır. Çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren edilgen bir tüketici değil, aktif bir anlam kurucudur. Bir nesne, ona biçilen tanım ile sınırlandığında ölüdür. Bir tencere kapağı sadece yemek pişirme aracı olarak kaldığı sürece, potansiyelinden koparılmış demektir. Çocuk ise, o kapağı eline aldığı an, yetişkinlerin üzerine inşa ettiği o katı gerçeklik duvarını yıkar. Kapak, artık bir direksiyon; kaşık, bir asadır. Bu bir hayal kurma eylemi değil, bir varoluşsal yeniden tanımlama sürecidir. Çocuk, nesneyi işlevinden azat ederek onu kendi hayal dünyasının bir parçası haline getirir. "Hazır" oyuncakların sunduğu dünya ise, aslında bir kısıtlamadır. Pilli, ışıklı, kendi kendine hareket eden veya tek bir amaca hizmet eden oyuncaklar, çocuğun zihnine bir "kullanım kılavuzu" dayatır. Bu durum, çocuğun problem çözme yetisini köreltir; çünkü çocuk, bir nesnenin ona ne yapacağını söylemesini değil, kendisinin o nesneye ne yapabileceğini deneyimlemek ister. Hazır oyuncak, çocuğu oyunun öznesi olmaktan çıkarıp, oyunun nesnesi haline getirir. Oysa bir değnek, hiçbir şey vaat etmediği için her şey olabilir; bir robot ise her şeyi vaat ettiği için aslında hiçbir şey değildir. Çocuğun "çözüm üreten" doğası, hayatta kalma ve dünyayı anlamlandırma içgüdüsünün bir tezahürüdür. Elindeki kaşığı bir yere vurarak sesin fiziksel karşılığını arayan, onu başka bir şeye dönüştürerek simgesel bir dünya kuran çocuk, aslında kendi gerçekliğini inşa eden küçük bir mimardır. Onun için önemli olan nesnenin değeri değil, o nesnenin yarattığı dönüşüm heyecanıdır. Modern ebeveynlik pratikleri,
“ beyin yakan / gerçeklik büken / varoluş tokadı atan “filmler film önerisi değil, zihinsel deney öneriyorum . çünkü bu filmlerin çoğu bittiğinde hikâye sona ermiyor. asıl film, ekran karardıktan sonra kafanın içinde devam ediyor. `dark city` (1998) karanlık şehir bir adam cinayet suçlamasıyla uyanır ama asıl problem bu değildir. şehir her gece değişmektedir. insanların anıları değişmektedir. ve kimse bunun farkında değildir. matrix'ten önce gelen, matrix'in ilham kaynaklarından biri sayılan kült bilimkurgu. “eğer bütün anıların sahteyse sen kimsin?” sorusunu sorar. appraf.com/title/movie/-jd25 `open your eyes` (abre los ojos)(1997) aç gözünü yakışıklı, zengin ve başarılı bir adamın hayatı bir kazadan sonra parçalanır.
Reklam
Reklam