Son zamanlarda fark ettim ki "yoruldum" demekten korkar olmuşum.
Bunu söylediğim an sanki başıma bir şey gelecekmiş gibi bir his var içimde. Sanki dile getirirsem her şey daha da zorlaşacak, sanki evren "tamam o zaman buyur" diyecek.
Oysa insan yoruluyor.
Hem de öyle az buz değil. Fiziksel yorgunluk değil bu; ruhun, kalbin, zihnin yorgunluğu. Sürekli güçlü durmaktan, toparlayan olmaktan, idare etmekten... Kimseye yük olmamaya çalışmaktan.
Ama bakıyorum da, çoğu zaman ağzımdan "iyiyim" çıkıyor.
iyi değilken bile.
Çünkü yorulduğumu söylersem sanki zayıf görüneceğim, sanki şükretmiyormuşum gibi algılanacağım. Belki de en çok bu yüzden susuyorum.
Bazen kendi kendime kızıyorum.
"Bu kadar yorgun hissetmen normal" demek varken, neden kendime bile izin vermiyorum? Neden dinlenmeyi değil de dayanmayı seçiyorum hep?
Şunu fark ettim: Yorgunluğu inkar etmek, onu yok etmiyor.
Sadece daha sessiz bir yere taşıyor.
Sonra bir gün, hiç ummadığım bir anda taşıyor insanı.
Belki de "yoruldum" demek bir felaket çağrısı değil.
Belki bu bir şikâyet değil, bir ihtiyaç.
Bir durma isteği. Bir nefes alma talebi.
Artık şunu öğrenmeye çalışıyorum:
Yorulduğumu kabul edersem, başıma kötü bir şey gelmeyebilir.
Belki tam tersine...
İlk kez kendime iyi gelmiş olurum.