• 1935 yılında Kalküta'da yaşayan Bengalli bir analist ve Hint Psikanaliz Birliği'nin kurucusu Dr. Bose, Freud'a şöyle yazar: "Hintli hastalarım, Avrupalı hastalarım kadar belirgin iğdiş edilme belirtileri sergilemiyorlar. Buna karşın kadın olma arzusu Hintli erkek hastalarda daha çabuk ve kolayca su yüzüne çıkmaktadır."
    Dr. Herald Kelman, bu durumu şöyle yorumlar: "Hindu felsefesi, tarihsel ve kültürel düzenleri eski zamanın (yaklaşık M.Ö. 5000) yani Hint kültürünün anaerkil olduğu, kadınların birçok kocaya sahip olabileceği ve gündelik yaşamın birçok alanında kendi haklarını koruyabildikleri dönemin çağdaş bir yansıması olarak, kadınlara karşı değişik davranışlar üretir."
    Kelman'a göre, kültürel düzeydeki farklılıkların yansıması kendini psişik olgularda da gösterir ve anaerkil kültürün izlerini taşıyan Hindu felsefesinin baskın olduğu Hindistan'da kadınlar Batılı hemcinsleri gibi belirgin iğdiş edilme belirtileri ve buna paralel olarak penis kıskançlığı geliştirmezler.
  • Freud ve Psikanaliz sevmemem sebebiyle kitaptan fazla bir beklentim yoktu. Ancak kitaptaki felsefi olgunlaşmaya ve baş etme yöntemleri edinmeye sebep olacak, pasaj ve diyalogların olması; kitabı sevmeme sebep olacak ayrıntılar oldu. Öte yandan felsefe ve psikoloji disiplenlerinin ayrıldığı döneme, kurgusal ve gerçekçi bakış açılarıyla ışık tutması; sorgulatırken öğrenmeye de sebep oluyor. Severek okuduğum, hayatımda iz bırakan kitaplardan biri oldu. Düşündürecek, sorgulatacak kitap arayanlara tavsiye edebileceğim bir başyapıt.
  • En çok hoşuma giden kitapta 'izlemek' yerine 'seyretmek' kelimesini kullanılması oldu. Yavuz Bülent Bakiler bu konuyu Sözün Doğrusu adlı çalışmasında çok güzel izah etmiştir. Hareket halinde olan şeyler 'izlenir'. "Ona fark ettirmedin, onu arkadan gizlice izledik, gittiği her yere gittik." Seyretmek(seyir etmek) , bir şeyi takip etmeden, hareketsizce ona odaklanmak. "Herkes sessizce televizyon seyrediyordu."
    .
    .
    Günlük yaşamı edebiyata ustaca yansıtmış. Tek tek hiçbir ayrıntıyı atlamadan okuyucu olayların içinde yaşıyormuşçasına anlatmakta yazar. Balzac, tasvirin ustası;Pamuk da bu edebi anlayışa sadık kalarak gerek cansız nesnelerin tasviri olsun, gerek karekter tasviri olsun bunu ustalıkla yapmıştır. Bazı yerlerde  yazar konuyu gereksiz anlatımlar zenginleştirmeye çalışmış gibi geldi. Bu gereksiz anlatım kitabın yarısından sonra beni inanılmaz şekilde sıktı. Ama bir gayret ne olacak derken şiddetli anlatımlar yerine artçı anlatımlarla anlatımı sürdürüyor. Belli bir noktadan sonra sıkılmak yerini sanatsal anlatımın keyfini okuyucuya veriyor anlayacağınız sizi edebiyata doyuruyor. . Post-modern anlafımı ustalıkla sergilemektedir yazar.
    .
    .
    Kitap  cinsel tema ve aşk acısı üzerine temellendirilmiş. Konu cinsellik olarak sunulurken insan tabiatından uzaklaşarakar nesne tabiatına kaymıştır. Bedensel hazların çekiciliği silikleşirken maşuğun fiziksel özellikleriyle birtakım anlamlar çıkarılmaya başlanmıştır. Merhamet apartmannı yaşam alını olmaktan çıkıp kullanılmayan, atmaya kıyılamayan kıymetli eşyaların toplandığı yer ve bir geçmişi olan eşyalarla kurulan duygusal bağ. Kemal ile Füsun ilk bu dairede birbirlerine ait olmuş ve araya giren ayrılık ve onca yıl yaşanılanlar burada biriktirilmeye başlanmıştır, tıpkı daha öncekiler gibi. Pamuk, burada daireyi biri metafor olak kullanmış. Birinci kişi ağızdan anlatılan olaylar geçmiş olayları bugünkü gibi okuyucuya aktarmakta. Leyla ile Mecnun hikayesinden yola çıkan yazar Füsun'le tensel temasın yerine, Füsun'un dokunduğu eşyaları birer birer evden aşırarak Merhamet apartmanında tıpkı Füsun'a dokunur gibi eşyalara dokunmakta. İçtiği tüm sigaralırın izmaritlerini toplamakta çünkü her birinin söndürülüşünde ayrı duygusal tepkiler var-sinirli, dalgın, öfkeli, duygusal, umutsuz vb. - hepsinden de önemlisi Füsun'nun dudaklarına temas etmiştir bu izmaritler. Bu arada Freud'un psikanaliz tekniğinide ilme ilmek paraglaflara işlemiş yazarımız. Üslüp oldukça anlaşılır ve anlatım akıcı. 1970'li İstanbul'unda zengin, fabrikatör çevrede yaşayan insanların yaşamları eğitimden eğlenceye, siyasetten askeri darbeye kadar genişçe bir açıdan ele alınmıştır. Özellille de sosyete hayatı ronik bir şekilde anlatılmaktadır. Tarihi zaman ve konu kendi içinde öyle bir harmanlanmış ki bu da okuyucu üzerinde derin bir iz bırakmakta. Kitap bana gölgelenmeyi anımsattı. Nasıl mı? Bir yanımda Vadideki Zambak, bir yanımda Kürk Mantolu Madonna, bir yanımda Anayurt Oteli, bir yanımda Aşk-ı Memnu, bir yanımda Eylül romanının hafif hafif esintilerini hissettim.
    .
    .
    Nişanlanmak üzere olan Kemal nişanlısı Sibel'in Şanzeli butiğin vitrininde görüp beğendiği çantayı, nişanlısına sürpriz olsun diye almak için butiğe girip Füsun'la karşılaşmasıyla başlar. Füsun uzaktan akrabaları olan hem de  annesinin terzisi olan Nesibe Hala'nın kızıdır. Füsun çocukluk anılarından farklı olarak artık büyümüş, çekici bir genç kız olmuştur. Merhamet apartmanında başlayan tensel yaklaşmayla Kemal gitgide başka bir aşk duygusuna yelken açmıştır. Nişanlandığı gün Füsun'u son kez görür ve Füsun bir anda ortadan kaybolur. Kemal onu aylarca Merhamet apartmanının dairesinde bekler ama o gelmez.  Bir yanda Sibel bir yanda Füsun vardır. Sibel'le olan beraberlik biter çünkü Kemal deli gibi Füsun'a aşıktır. Nişan günü ortadan kaybolan Füsun, bir buçuk sene sonra Füsun'nun arkadaşı Ceyda aracılığıyla ona mektupla ulaşır ve bir araya gelirler ama Füsun beş ay önce ona çocukluğundan beri aşık olan Ferudun ile evlenmiştir. Artık Füsun başka bir insanın eşiydi. Bahane üstüne bahane bularak Füsun 'lara girip çıkmaya başlar Kemal. Olaylar bu ev ve aile çevresinde derinlemesine anlatılmaktadır okuyucuya.
    .
    .
    Füsun'a ait olan eşyalarla oyalanarak onu hayatanda yaşayan aşk acısı çeken Kemal.
  • Telkin Nedir?
    Telkinde amaç bilinçaltına bir takım emirler vermektir. Bilinçaltının özelliğinden dolayı, bilinçaltına iletilen hemen hemen her emir çok kısa sürede fiziğe yansır ve verilen emir bilinçaltı tarafından derhal yerine getirilir. Her insan telkin alır ve telkin verir. Çünkü hepimizin bilinçaltı aynı şekilde çalışır. Bir telkini almaya en müsait durum gevşeme halidir. Çünkü bu durumdayken telkinlerin bilinçaltına ulaşması daha kolaydır.

    Evet yukardaki yazı freud'un düşüncesi. ve benim yorumum.şimdi bunu aşağda biraz daha açıp. Günlük yaşamımız'a uyarlayıp telkin hakkında biraz bilgi vercem.

    Normal günlük yaşamımızda bilinçaltına sürekli telkinler yollandığı gibi bizde farkına varmadan sürekli telkinde bulunuruz. Ama bu emirler direk bilinçaltına gitmediği için %100 etki etmez. Bu emirler önce bilince gidip belli bir oranda süzüldükten sonra bilinçaltına gittikleri için direk etkide bulunmaz. Hatta bu etki hiç meydana da gelmeyebilir. Dışarıdan ve kendi kendimize yaptığımız telkinlerin bilinçaltına gitmesini sağlayan en önemli etken, o emrin birçok kez tekrar edilmesidir. Uyanıkken bilinçaltına telkin yollamanın başka yolları da vardır. Bunların bir kısmını bazı reklamcılar kullanmışlardır. Bu amaçla yurtdışında yapılan bir kola reklamını birçoğumuz duymuşuzdur. Sinemalarda gösterilen reklam filminde gözün göremeyeceği kadar kısa bir sürede “Coca Cola İçiniz.” Telkini görüntülü olarak verilmiştir. Ancak filmin beş dakika arasında, seyircilerin kola tüketiminde büyük bir artış gösterdikleri tespit edilmiştir. Daha sonra bu tekniğin reklamlarda kullanımı yasaklanmıştır. Bilinçaltı hepimiz için çok önemlidir. Haliyle bilinçaltını tekrar programlamanın sırrı telkindedir.
  • SORULAR???
    Ahlak; neden sadece dini bir terim olarak karşılanmakta? Ölüm neden sadece Allah ile ilintilendirilmekte? Neden Dünya ve Evrendeki olağanüstü denge sadece Coğrafyanın konusu halinde değerlendirilmekte? Bilim neden sadece tek kıstas olarak dayatılmakta?Psikoloji, Felsefe, Edebiyat,Psikanaliz, Sanat,Sanatın Felsefesi ve hatta Tarihi, Estetik ...daha niceleri ...Akıl, mantık, düşünceden yola çıkarak Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçer ve deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışarak düzenli bir bilgi elde eder..Ve bu bilim olur... O bizi sadece Yokluk bilincine mi götürür? Varlık bilincine mi götürür?
    Peki hisler, duygular, düşünceler bunlar Bilim değil midir? O halde varlik ve yokluk bir düşünsel kavrayış; bir seçme özgürlüğü. Düşüncelerinizi ,hangi yönde olursa olsun destekleyecek argümanlar herkeslerde var. Seçim; hür irade ve akılda...İnanan da İnanmayan da aynı silahı kullanıyor. Silahlari birbirlerine doğrultmasınlar!Zira inandığınız her ne ise ve her ne varsa, O sizin varlığınız.Var olduğunu söylediğiniz düşüncelerinize inanma, inandırma, anlama, anlatma özgürlüğünüz aynı zaman sizi siz eden; sizi var kılan kişiliginizdir. Özü'nüz sadece bilim ile açıklanamayacak kadar muamma; çözmek için de en fazla kullanacağımız metod ise gene bilimdir. Ve bilim ne bir gurubun, ne bir kitlenin, ne azınlığın ne çoğunluğun, ne inananın ne de inanmayanın.... hiç kimsenin tekelinde değildir. Tam aksi; herkeslerindir. Herkeslerin yitik malıdır nerede bulursa alma hakkına sahiptir.
    Abdulselam GÖZÜTOK