Bir âşık susuyorsa, artık konuşmuyorsa, içini kapatıyorsa, ruhu kendi içine gömülmüşse, yalnızca biz değil, ona inanan yanlarımız da yavaş yavaş ölüyordu.
Kırılmayan, unufak olmayan, özüne, ilk haline, toprağa dönmeyen, her türlü zorluğa katlanmayı öğrenmiş, zamana dayanmaya çalışan bir taş olmuştu kalbim...
İçimdeki o eksik şarkı bir türlü tamamlanamıyordu. Kimi zaman erkenden uyuma isteği kimi zaman bir türlü uyku tutmamalar, bazen tıka basa yiyip bazen bütün günü tek bir lokma yemeden geçirmeler, eskisi gibi hiçbir şeye dikkat kesilmemeler, yanı başımda akan dünyayla temas etmekten kaçınmalar, doyunca gülememeler, doyunca ağlamamalar, doyunca yaşamamalar... Buna dünyanın her yerinde bir ayrılığın acısı diyorlardı ve bir çaresi yoktu.