Yazıyorum, okuyorsun. Kim bilir ne dayanılmaz acılar içindesin sen de? Nasıl her yerini , orada bir sigara söndürülmüşcesine yakan özlemler içindesin. Mümkün olsa hep yanında kalırdım diyorsun. Hiç senden ayrılmazdım, hep senin olurdum diyorsun. İşte onun için hiç kızamıyorum ya! Bütün isyanım çaresizlikle de, bu kahpe imkansızlıklara, bu mesafelere , bu zamana ve bu bizi çepeçevre kuşatan insanlara...
Bekliyorum, geliyorsun. İşte diyorum yaşamak bu. Sevmek seni sevmekten başka bir şey değil. Hiç kimseyi bu kadar özlemle beklemedim. Bu kadar inanmadım hiç kimsenin geleceğine. Onun için bir gün gelmeyeceğinin korkusu kahrediyor beni. Geleceğin mutlu ana yaklaşan her dakika yaşamaktan güzel, geçen her dakika ölümden acı.
İnanmak; seni düşündükçe söylediğim bir şarkı ismi dudaklarımda. İnanmak ; gökyüzünün en karanlık zamanında bile görebileceğim bir yıldız olmalı. Dağlardan, denizlerden esen serin rüzgar gibi, senden gelen bir şey olmalı inanmak.
Dudaklarım kurumuştu, içim yanıyordu. Suya hasret kurumuş bir ot gibiydim. Yağmur olup yağsın üstüme, yeşerdim, filizlendim. Sonra güneş oldun, hayat verdin bana, koku verdin, renk verdin. Şimdi bırakıp gidersen bir daha ve son defa yine kuruyacağım, dağılıp toz olacağım anlıyor musun? Çünkü senden sonra kimse gelmeyecek, biliyorum. Kimseler çalmayacak kapımı. Gidersen beni bana mahkûm edeceksin...