Çocuğun ilk aşk nesnesi doğal olarak annesidir. Anne, esas olarak, ideal bir kadın olarak algılanmıştır. Fakat çocuk, annesinin tek sahibi olamayacağını ve onda bazı kusurlar bulunduğunu keşfettiği için hem mükemmel hem de sahip olabileceği bir yedeğini aramaya başlar. Burada seçim, onların da kusurlarının olduğunu veya boşta olmadıklarını keşfedene dek ilkokuldaki öğretmeni veya yan komşusu veya bir yengesine yönelebilir. Daha sonra kendinden büyük bir kıza, kız kardeşine, ağabeyinin kız arkadaşına veya babasının sekreterine aşık olabilir. Sonrasında, bu seçimlerin birer çıkmaz olduğunu süreç içinde anlar. Mükemmel bir kadının hayalini kurmaya veya onu kitaplarda veya filmlerde aramaya başlar. Eğer yetenekliyse aradığı bu mükemmel kadın imgesini dile getireceği şiirler yazmaya veya resimler yapmaya başlayabilir. Sonunda gerçek bir kadında, annesine benzeyen veya annesinin idealize edilmiş versiyonuna benzeyen birinde, karar kılar.
Örneğin, bir kadın/erkek esasında cinsel saldırıya uğramak istediği için tecavüze uğramaya karşı irrasyonel bir korku duyuyor olabilir ancak süperego bu arzuya direnmektedir. Aslında tecavüze uğramaktan korkmamaktadır; bunu istemektedir. Mesele, böyle bir düşünceyi barındırdığı için kendi vicdanından korkmasıdır. Diğer bir ifadeyle söylersek kişiliğin bir bölümü, bir diğer bölümüyle savaş halindedir. İd "Ben istiyorum." derken, süeprego "Ne kadar iğrenç!" ve ego da "Korkuyorum." demektedir. Bu şema, pek çok güçlü korku için genel bir açıklama teşkil edebilir.
Tüm travmatik deneyimlerin prototipi doğum travmasıdır. Yeni doğmuş bir bebek bir anda dış dünyadan gelen çok sayıda uyarıcı ile bombardımana tutulmaktadır ve onun anne karnındaki yaşamı, onu dış dünyaya hazırlamamıştır. İlk yılları boyunca çocuk, baş edemediği daha pek çok uyarıcı ile karşılaşır ve bu travmatik deneyimler, ileride gelişecek bir korku ağının temelini atar.
Anksiyetenin tek işlevi, egoya bir tehlike işareti göndermektir. Tehlike sinyali bilince vardığı zaman, ego tehlikeyle baş etmek üzere bazı önlemler alır. Anksiyete, her ne kadar acı vericiyse ve kişi bunun bir an evvel sona ermesini dilerse de, kişiyi iç ve dış tehlikelerin varlığına karşı uyardığı için çok önemli bir işlevi yerine getirir. Kişi uyarıldığı için tehlikeden kaçınabilecek veya onu savuşturabilecek bir şeyler yapabilir. Diğer taraftan da, eğer tehlike savuşturulamazsa, anksiyete artan bir şekilde birikir ve en sonunda kişiyi alt eder. Bu olduğunda, kişinin sinir krizi geçirdiği söylenir.