We lay curled up in each other, and I laid my head against his chest.
“Does this hurt?” I whispered.
The rumble of his voice in my ear was drowsy. “No. I’m all right.”
“Does anything hurt right now?”
“No, Kacey.” Jonah stroked my hair, held me tighter. “Right now, nothing hurts.”
He rose and fell with easy breathing. Beneath my ear, his heart beat strong and steady.
Hoşlanmaya başladığım bir adam. Daha kim olduğunu öğrenmeden önce, göl kenarında oturduğumuz zaman değer vermeye başladığım bir adam. Kendimi insan gibi hissetmemi sağlayan biri. Boş bir tuval olmadığımı, içi boş bir kabuk olmadığımı gösteren biri.
“Yapma bunu.”
“Neyi?”
“Bana gülümseme” diye mırıldandı, gözlerinin gümüşü girdaplar çiziyordu.
“Neden?”
“Çünkü gülümsediğin zaman bana her şeyi yapmana izin verebilirim.”