#OkudumBitti
#CehennemDiskosu
#Jean-ChristopheGrange
#405Sayfa
Yapmamın çok muhtemel olduğu eleştirileri kitabın devamı olduğu ve bu eleştiri noktalarımın tamamını üstadın gidereceği düşüncesi ile saklı tutarak yorumluyorum. Grange, biz hayranları için oldukça uzun sayılabilecek bir aranın ardından nihayet ortaya çıktı. Bütün kitapları gibi ağırdan alarak başlayan ancak finaline doğru hareketlenen yeni bir Grange eseri olmuş. Kongo’ya Ağıt ve Lontano serisinden farklı bir ikili olmuş öncelikle. Seçtiği konu okurken her ne kadar aykırı ve sıra dışı gelse de bu durumun günümüz gerçeği olduğunu kabul ederek okuduğumuzda ustaya bir kere daha saygı duyuyorum kendi adıma. Finali elbette tatmin etmedi ama bu final değil zaten diyerek serinin ikinci kitabına başlayacağım
1980’ler Paris’inde Homoseksüeller, Homolar, Erkek Fahişeler, eşcinsellere bulaşan Gey Kanseri ve bu hastalığa yakalanıp ölümüne ramak kalan erkeklerin vahşice öldürülmesi…
Federico Ganzo ölümüne sayılı günler kalmış gey kanseri bir erkek fahişedir. Kardeşi ile birlikte Şili’den Fransa’ya göç etmiş ve burada fahişelik yapmaya başlamıştır. Hastalanıp doktor Segur tarafından gey kanseri teşhisi konulduğunda ise artık çok geç olmuştur. Binlerce sevgilisi olmuş federico’nun tek dostu ise Arjantin’den Fransa’ya sığınmış Heidi’dir.
Federico bir sabah evinde vahşice öldürülmüş şekilde bulunmuştur. Bütün uzuvları kesilmiş, boğazı parçalanmış, ağzında kauçuk yakılmış ve üzeri tamamen spermle dolu halde bulunmuştur. Ölümüne sayılı günler kalmış bir hastanın böyle vahşice katledilmesi akıllara intikam mı sorularını getirmiştir.
Başmüfettiş Swift, Heidi ve Doktor Segur’dan yardım alarak soruşturma başlamış ve kendisini birden siyasilerin, zenginlerin ve üst düzey bürokratların da içerisinde olduğu eşcinseller,
Cehennem DiskosuJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap Yayınları · 20251,117 okunma
Genç kız çok önemli bir hususu anlamıştı. Devletin tepesindeki ya da büyük aile servetlerinin başındaki bu eşcinsellerin, gece boyunca şen şakrak olan, kendilerinden ve güçlerinden emin olan bu geylerin ortak bir Aşil tendonu vardı: Utanç. Çoğu, homoseksüel olduğunu ailelerinden ve iş arkadaşlarından hala saklıyordu. Özgüvenleri, Sainte-Anne Sokağı’ndan çıkar çıkmaz güneşin altındaki kar gibi eriyordu.