Yaşamadığımız hayatların pişmanlığıyla kavrulurken,elimizdeki hayatı yaşamayı unutuyoruz...
Pişmanlıklar...
Sanırım zihnimizi en çok yoran duygulardan biri.
Kitabımızda bizi tam da bu duygunun tam ortasına bırakıyo..
Okurken ister istemezşunu sorguluyorsunuz"Acaba o gün o kararı vermeseydim,bugün nasıl bir hayat yaşıyor olurdum?"
Karakterimiz Nora 'nın bir kütüphanede başlayan ihtimaller arasındaki yolculuğuna şahit oluyoruz kitabımızda ve sonucunda asıl meselenin mükemmel hayatı değil, elimizdeki hayatın içndeki küçük gözden kaçan mucizeleri görebilmek olduğunu anlıyorsunuz..
Eğer şu sıralar hayatın koşuşturmasından ve zihninizdeki keşkelerden yorulduysanız bu kitabı okuyabilirsiniz...
Wulf Dorn’un neredeyse tüm kitaplarını okumuş biri olarak şunu net söyleyebilirim: onun asıl gücü olaylarda değil, insan zihninin kırılma anlarında saklı..
Psikiyatrist 2 de beni en çok etkileyen şey “intikam” duygusunun insanı nereye götürebileceği oldu. İki insan düşünün; ikisi de intikam almak istiyor. Ama biri bu duygunun içinde yavaş yavaş çözülürken, diğerinin sınırları tamamen kayboluyor ve insan olmanın çizgisinden uzaklaşıyor.
Bir noktadan sonra artık kimin haklı olduğu değil, kimin ne kadar ileri gidebileceği önemli hâle geliyor. Ve Wulf Dorn tam da bunu gösteriyor: insan bazen adalet için başladığı yolda, kendini kaybedip bambaşka bir şeye dönüşebiliyor.
En sarsıcı tarafı da
intikam bazen bir hedef değil, bir çöküş şekli oluyor.
Ve bu çöküşü en net şekilde Dr. Ellen Roth, Mark Behrendt, Alex ve Ralff den Dooren üzerinden hissediyorsunuz; herkesin aynı duyguyu farklı bir karanlığa taşıdığı bir hikâye.
Ayrıca Psikiyatris2 yazarımızın ilk kitabı "PSİKİYATRİST'İN " devamı niteliğinde karşımıza çıkıyor..
Ve kitap bitene kadar herkesten şüphe duyuyosunuz.Farkında olduğunuz gibi okuduğum gibi yazmaya da doyamadım
En iyisi vakit kaybetmeden yazarımızın kitaplarıyla tanışın ve bu kitabını da mutlaka okuyun