Ey aşk! Tapınmalar! Birbirini anlayan iki zihnin, birbirini seven iki yüreğin, birbiriyle bütünleşen iki bakışın hazzı! Mutluluklar bana geleceksiniz, öyle değil mi? Tenhalarda baş başa gezintiler! Kutsanmış ve ışıltılı günler! Bazen meleklerin zamanlarını dünyaya inip insanların kaderlerini belirlemeye harcadıklarını hayal ederim.
Ayrı düşen aşıklar, yokluğu kendi gerçeğine sahip binlerce hayalle avuturlar. Görüşmeleri engellenir, birbirlerine yazamazlar; haberleşmek için binlerce gizemli yöntem üretirler. Birbirlerine kuşların ötüşlerini, çiçeklerin kokularını, çocukların gülüşlerini, güneşin ışınlarını, rüzgarın iç çekişlerini, yıldızların parıltısını, tüm evreni gönderirler. Ama neden olmasın? Tanrı'nın tüm eserleri aşka hizmet etmek için yaratılmıştır. Aşk tüm doğayı iletileriyle dolduracak kadar güçlüdür.
Ey İlkbahar! Sen ona yazdığım bir mektupsun.
Bakışma aşk romanlarında öyle aşırı kullanılmıştır ki sonunda saygınlığını tamamen yitirmiştir. Artık iki kişinin birbirini bakışarak sevdiğini söylemeye güçlükle cesaret ediliyor. Yine de insanlar birbirlerini bu yolla, hem de sadece bu yolla severler. Geride kalan geride kalandır ve arkadan gelir. Hiçbir şey iki ruhun bu kıvılcımın yarattığı sarsıntıya kapılmalarından daha gerçek olamaz.