Şebnem'in babası, Şebnem'i zorla pusetine oturtmaya çalışı yor, Şebnem'in oturmayı istememe hakkına saygı göstermi yordu. Babasının Şebnem'den beklediği, saygı değil, itaatti. Böyle bir durumda Şebnem'in, babasının isteğini reddetmeyi düşünememesi, saygıyı değil itaati öğrendiği anlamına gelir.
İtaat, birinin isteklerine koşulsuz şartsız uyma zorunlu luğu hissetmek demektir. Bazen, bizden istenen şeye karşı çıkarız; buna rağmen içimizde itaat duygusu vardır ve biz den istenen şeyi yapmadığımız için bir yandan da suçluluk duyarız. Suçluluk duyduğumuzda, davranışımızın birini in citip incitmediğine bakalım.
Eğer bizden beklenenler hakkında özgürce tartışamadı ğımız bir ortamdaysak, orada bir yanlış vardır. Bir masada, oradaki herkesle eşit şekilde "Ben şu konuda bana yanlış davrandığınızı düşünüyorum;' diyemiyor, başkalarıyla onla rın bize davranış şekilleri hakkında konuşamıyorsak, hatta bu davranış biçimlerini sorgulamamıza izin verilmiyorsa, orada bir istismar vardır.
"Bunda bu kadar üzülecek bir şey yok, bunda bu kadar korkacak bir şey yok, bunda bu kadar öfkelenecek bir şey yok, bunda bu kadar kırılacak bir şey yok, abartıyorsun:' gibi cümlelerle konuşur lar. Bu gibi cümleler, istismardır. Bizimle böyle konuşan biri, hislerimize saygı duymadığı gibi hislerimizin şiddetine de saygı duymuyordur.