Sonra, ihtiyarlar çocukların meclisini, çocuklar da ihtiyarların meclisini pek severler. Tanrılar, benzerleri birleştirmekten hoşlanırlar. Gerçekten, ihtiyarlığa özgü yüz buruşuklukları ve yılların sayısı göz önünde bulundurulmazsa, bir ihtiyarla bir çocuk ne kadar birbirine benzer. Her ikisinin beyaz saçları, dişsiz bir ağzı, cılız bir bedeni vardır. Sütü sever, kekeler, gevezelik ederler. Budalalık, unutkanlık, boşboğazlık, sözün kısası her şey, bu iki çağ arasında tam bir benzerlik oluşturur. İnsanlar ne kadar ihtiyarlarsa o kadar da çocuğa benzerler. Sonunda da birer gerçek çocuk gibi, hayattan iğrenmeden ve ölümün acılığını görmeden, dünyadan çıkarlar.
Saçmalamak, çocuk olmak demek değil midir? Bu çağ akıldan yoksun olduğundan değil midir ki, bizi mutlu eder? Yetişmiş bir adam kadar bilge olan çocuk herkesi nefret ettirir.
İnsanları büyüyüp yetiştikleri ve deneyimlerle, aldıkları derslerle bilge olduklarında göz önüne alınız. Onlarda güzelliğin derhal solmaya başladığını görürsünüz. Neşe söner, kuvvet azalır, çekicilik uçar gider. Onlar benden (delilikten) uzaklaştıkça, hayat gitgide onları terk eder ve sonunda, kendilerine ve başkalarına yük olan neşesiz ihtiyarlara döner.